Eski Türkiye'yi anlatıyorum

 Sayın Cumhurbaşkanı 65 Yaş Üstüne seslenmiş;

“Lütfen gençlere eski Türkiye'yi anlatın'' demiş...


"Toplaşın anlatıyorum.

Yaşım 71...
SGK emeklisiyim ve 18 yaşımdan beri de çalışıyorum.
Gazi İletişim ve Ankara Ü. Eğt. Fak.  mezunu iki kızım var.

Kredi kartımız yoktu.
O yüzden bakkala falan borç yazdırırdık.
Bakkallar; süpermarket olmadığı için, haciz falan gelmezdi.

Sendika vardı.
Tamam, korkutmasa da adamı, öyle kapının önüne beş parasız koymaya patron potkası sıkmazdı!...

Devlet memuruna it muamelesi yapmaya g*t isterdi.
657 sıkı kanundu.

Öğretmen saygı görürdü.
Ana baba gelip höt zöt edemezdi.
Onlar da öğrencilere tecavüz etmezlerdi.

Öğretmenlerden gizli sigara içmek cesaretti ama, okul önünde uyuşturucu satmak akla hayale bile gelmezdi!...

Komşunun çocuklarını istediğin gibi öper, koklar oynardın..
Kimse "ulan çocuğu taciz mi edecek" diye seni kollamazdı.

İnanan, inanmayan herkes çocuklara melek gözüyle bakardı.
Mahallenin imamından dayak yemek işin şanındandı ama taciz edilmek akla bile gelmezdi.

Babana gidip Hüsnü bey amca beni dövdü dedin mi "vay piç kurusu, ne yaptın da kızdırdın hacı abiyi?" diye bi tokat da ondan yerdin ama "sana başka bir şey yaptı mı?" diye sormazdı.

Baban emekli olmaya yaklaştı mı, ananla beraber iki oda bir salon ev  aramaya başlardın, çünkü ikramiye ona rahat  yeterdi.

Ne kadarın varsa ev bark alırken "Allah kerim" deyip eşten dosttan yardım isterdin.
Kimse %70 enflasyon var, ben sana dolar veriyim, dolar alırım demezdi.

Margarin yağı kuyruğuna, tüp kuyruğuna girerdin, ama o kuyruklarda tanışıp evlenenlerin haberlerini de alırdın.
Üstelik o kuyruklar, ucuz yağ, ucuz et
Kuyruğu değildi.
Herkesin cebinde, iyi kötü herseyi alacak para vardı.
Kuyruklar, ABD’nin Kıbrıs ambargosu yüzünden olduğu bilinir, milli bir duyguyla herkes kenetlenirdi.
İstismar edilmezdi.

Semtlere göre okul farkı yine vardı ama kimsenin anası babası "benim çocuğum onunla, bununla aynı sınıfta olamaz" diyemezdi..
Ayıptı, günahtı, gerçekten Allah’tan da kuldan da utanırdı insanlar.

GIRGIR' da, HEY 'de, bir milyon satardı ve bu mizah dergileri ne kadar siyasetçi varsa, yerin dibine sokup çıkarırdı ama hiçbir siyasetçi onlara ilişmezdi..
Çünkü bilirlerdi ki bu sefer Fırt ve Çarşaf da fena giydirecek..
Oğuz Aral'a laf edecek siyasetçi zaten silinirdi!...

Ulan Atatürk'e ayyaş demek ne demek!
Evi işgal edilir, kolpası İstanbul'u dağıtırdı be!...

Bir siyasetçi "ananı da al git, afedersin Ermeni, kadın mıdır kız mıdır, Alevi" laflarını ağzına alamazdı.

Siyasetçilerin hepsinin diploması vardı..
Ama mesela Ecevit, benim üniversite diplomam var demezdi..

Hırsızlık olmaz mıydı tabi ki olurdu, ama o adam çıkardı sahadan..
İster Başbakan'ın yeğeni, isterse İSKİ müdürü olsun.!!!

Ulan aynı ceket aynı pantolonla yıllarca okula gittim de gelecekten korkmadım..
Hep gülecek sevinecek bir şeyler oldu, ama 16 senedir bu çocuklar için korkuyorum"...

Öyle özel okullar, servisler yoktu. Okula gitmek için kilometrelerce yol yürür, kantin sıralarında kuyruk olur, iş-teknik derslerinde el becerilerini geliştirir, eve iş getirirdin.

Öğretmenler sinema önlerinde nöbet  tutardı, öğrenciler sinemaya gitmesin, sinema saatlerinde evlerinde ders çalışsın diye!

Sokaklar böyle boş ve ruhsuz değildi, herkes sokaklardaydı aksine kimse eve girmezdi, büyükler çay, kek, börek sohbete dalarken, çocuklar sokaklarda tipi tip, gazoz kapağı, misket, yakar top, çelik çomak, uzun eşşek, saklambaç oynar, gençler mahalle maçları yapardı.

O zamanda televizyon vardı ama her evde bulunmazdı, siyah beyazdı herşey ama yaşamımız renkliydi.
Böreğimizi, çekirdeğimizi alır Tv olan komşumuza sinemaya gider gibi giderdik.
Hele hele Sanfransisko sokakları, ve Dallas günlerini iple çeker, çizgifilm olarak şeker kız kendi, heidi, uçan ve niels, tarzan izlerdik.

Ya komşuluk?
Bayramlar da başkaydı,  öyle seyahatler, tatil vs yoktu.
Ayırım, ötekileştirme, öteleme yoktu.
Komşularımızla bayramlarımızı ve beraber kutlardık.
Öyle mangal, ızgara yapılmazdı, ayıptı.
Alan var, alamayan var derdi annelerimiz.
Hatırlı misafir gelip te kokusu olan bir et yemeği yapıldıysa; yakın bir iki komşu eve bir tabak içinde az da olsa yollanırdı, kokmuştur diye.

Mahalle de öyle zenginler pek yoktu, hepimiz orta halliydik.
Ama hepimizin evine her zaman et girerdi.

Yamalı giymekten yüksünmezdik, herkes giyerdi çünkü.
Ha neden yamalı giyerdin diye soracak olursan, konfeksiyon, hazır giyim yoktu.

Sabah evden çıkar, akşama kadar sokakda oyun oynar, komşu evinden su içer, yemek yer yine oyuna koşardık.
Acıktık mı, en yakın evi çalar, “Melihanım teyze acıktım” dedik mi, bir dilim, üzerine sanayağ sürülmüş, üstüne de toz şekeri serpilmiş ekmek verilirdi.
Oh mis…

Şimdi iki çocuğum var; bırakın sokakta oynatmayı, kapımın önündeki bahçemizde bile tek başına bırakıp da oynatamıyorum...

Acılarımızı paylaşırdık, ya bana birşey olursa diye bu kadar dertlenmezdik, birimizde cenaze olsa yasını bütün sokak tutardık.

Sevmek öyle kolay değildi, aşk emek isterdi, yürek isterdi, öyle üç günlük aşklar yoktu, yıllarca içinden sever ama söyleyemeye korkardın, sevdin mi adam gibi severdin.

Komsu kızları, komsu erkek çocuklarına emanetti.
Çocuklar oynarken gece 22.00 23.00 lere kadar anne baba bahcelerde komşularla oturur bizler oynardık ama hiç kimse kimseye kötü gözle bakmazdı.

Sıkı mı bir başka mahalledeki bir kimsenin çocuğu, senin mahallende çapkınlık yapacak.

Komşu  Ayşe abla, hadi yavrum bana 2 ekmek alıver dese, sorgulamadan, düşünmeden gidiyordun.

Cenazelerde ayrım yoktu.
Hele Şehit cenazelerinde hiç yoktu, şehitler hepimizin şehidi idi, tüm Türkiye yasa bürünürdü

Siyasiler TV ye çıktığı  zaman hepimiz oturur izlerdik.
Meclis oturumu yıllar önce kesintisiz verilirdi, hele hele bütçe açıklamalarını izlerdik.
Şimdi  bütçe açıklaması bile yok, kasada ne kadar var toprağın kaçı satıldı örtülüden kim ne kadar kullandı ?
Bilen var mı?

Bayramlarımız daha da güzeldi.
Ah o günlere  gidebilsek keşke,,,

İnsanlar insandı, adamlar adam, komşular komşu, hüzünler ve sevinçler ortaktı, yaşamda bir tat vardı....

Emeklilerin maaşı kendine yeterdi, torun ziyaret etmekten, sevmekten korkmazlardı, torunlarla dışarı çıkınca cebindeki paranın yeteceğini sorgulayıp, “acaba birşey isteyecek mi” diye tedirgin olunmazdı...

Aynen anlatıldığı gibi gelecek korkumuz yoktu. kin, nefret nedir bilmezdik.
Öteki, beriki bilmezdik, evet eski TÜRKİYE çooooook güzeldi çook…

Kısacası yaşamaktan da zevk alırdık, mücadele etmekten de ...

Bu kadar yeter mi, daha anlatalım mı reis.?

Anlatıcı

EMEKLİ DEVLET MEMURU

Yorumlar

Popüler Yayınlar