atam izindeyiz

Çarşamba, Mayıs 27, 2009

ATATÜRK KİMDİR?

 


 


 


ATATÜRK KİMDİR?


Yıl 1976, UNESCO üyelerine bir öneriyle gelir. Öneri paketindeki bir cümleyi sizlere okumak istiyorum. Diyor ki: "Bu gün UNESCO'nun üzerinde çalıştığı bütün projelerin isim babası Mustafa Kemal'dir." Öneri nedir? Öneri ise onun doğumunun yüzüncü yılında, 152 üyesi vardı UNESCO'nun 152 ülkenin devletleri ayni anda kutlasın önerisidir. Birden İsveç delegesi ayağa kalkar ve şöyle söyler:
"Ne yani dünyada bu kadar devlet adamı var hepsinin doğum gününü böyle kutlayacak mıyız?" şeklindeki kinayeli sözlerine, Rus delegesi ayağa fırlar yumruğunu masaya vurur ve 152 ülkenin delegelerine aynen şöyle söyler;
"Genç delege arkadaşım hatırlatmak isterim ki ATATÜRK öyle dünyadaki herhangi bir lider değildir, bırakın onu bir yıl anmayı her ülke her problemimizde çare olarak aramalıyız" sözlerini döktürtebilen bir Mustafa Kemal.
Sonra ne mi olur? UNESCO tarihinde ilk ve tekdir hiç negatif oy yok, hiç çekimser oy yok 152 ülke şu metne imza atar; hani İsveç delegesi demişti ya "ne yani" diye. O İsveç delegesi bu imzanın atıldığı gün mikrofona gelir ve aynen şunları söyler;
"Ben ATATÜRK'ü inceledim bütün ülkelerden özür diliyor ilk imzayı ben atıyorum" diyecektir.

İste o muhteşem belge diyor ki;

"ATATÜRK KİMDİR;
ATATÜRK ULUSLARARASI ANLAYIŞ, İŞBİRLİĞİ, BARIŞ YOLUNDA ÇABA GÖSTERMİŞ ÜSTÜN KİŞİ,
OLAĞANÜSTÜ DEVRİMLER GERÇEKLEŞTİRMİŞ BIR İNKILAPCI, SÖMÜRGECİLİK VE YAYILMACILIĞA KARŞI SAVAŞAN İLK ÖNDER,
İNSAN HAKLARINA SAYGILI,
DÜNYA BARIŞININ ÖNCÜSÜ,
BÜTÜN YAŞAMI BOYUNCA İNSANLAR ARASINDA RENK, DİL, DİN, IRK AYIRIMI GÖSTERMEYEN,
EŞİ OLMAYAN DEVLET ADAMI,
TÜRKIYE CUMHURİYETİNİN KURUCUSU"

Var mi böyle bir metin!
Bir filozof der ki "bir ülke için kıstas aradığınız zaman o ülkenin en büyük liderini gözden geçirin."
Su anda kıstas arayan ülkelere sanıyorum bundan daha iyi bir metin gösteremeyiz.
İste bu metin 152 ülke tarafından imzalanmıştır.
Esi olmayan devlet adamı metni.

(Prof. Dr. İlknur Güntürkün KALIPÇI'nin yazısından)

Ergenekon En Kapsamlı Psikolojik Saldırı Örneğidir

 


 


 


 


PROF. MEHMET KEREM

İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Bölümü

ataturk18mediumoo8 Ergenekon aslında ATATÜRK'ün kişiliğine ve onun kişiliğinde var olmuş Türk milletine cumhuriyetine karşı girişilen en kapsamlı psikolojik saldırı örneğidir. Bu nedenle tutuklamaların yarattığı asıl tahribatın da bu psikolojik cepheden geleceğini görmemiz gerekiyor.!

PAVLOV'un köpekleri ve milli refleksin kırılması

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp fakültesi psikiyatri bölümü Profesörü Mehmet Kerem DOKSAT şöyle açıklıyor:

“Bilirsiniz, ünlü Rus fizyolog PAVLOV, köpeklerine et verirken bir yandan zil çalınca ve bunu defalarca yapınca, bir süre sonra eti görmeden de zil sesini işitince hayvanın salyası akmaya başlar. Bu şartlı reflekstir: Hayvanın tabiatında olmayan bir uyaran (zil sesi) , onu tabiatında olan eti görmüş gibi heyecanlandırmaktadır. Ama eğer sürekli olarak zil çalıp hiç et göstermezseniz, bir süre sonra bu şartlı refleks söner; devamının tesisi için arada et de gösterilerek pekiştirilmelidir.

Hiçbirimiz dünyaya Türk, Meksikalı, Sünni veya Katolik olarak gelmeyiz; bunlar bize öğretilen değerler, yani şartlı reflekslerdir. eğer pekiştirilmezlerse, zamanla sönerler.

Bir gün Pavlov'un enstitüsünü su basar. köpeklerin bir kısmı boğulur bir kısmı da günlerce terörize olur çünkü ölümden zor kurtulmuşlardır. kurtarılabilenler tekrar enstitüye toplanır. Pavlov zil çalar, köpeklerde tık yok! şu müthiş sonuca varır: Ağır travmalar, (ergenekon ve sosyo ekonomik şartlar) şartlı refleksleri ortadan kaldırır.

İnsanı veya hayvanı en doğal, en ilkel haline geri döndürür.

Bir yandan her gün 15–20 şehit, 'kanları yerde kalmayacak' denip sürekli kanlarının yerde kalması, bir yandan ergenekon bilmem ne deyip büyük bir çoğunluğunun suçsuz olduğuna herkesin emin olduğu, hatta tek suçu Atatürk’ü ve onun ilkelerini sevmek olan insanların sabaha karşı evlerinden alınarak hapse atılmaları… bir yandan orada burada araba yakarak, polise taş atarak etnik kalkışmalar… hepsini toplarsanız, temel güvenlik duygusu ortadan kalkıyor.

Pavlov'un köpeklerindeki gibi, bu kadar ağır travmalarla şartlı reflekslerimiz (millî duygularımız ve tepkilerimiz) kırılıyor.

Batılı emperyalistler yok etmek istedikleri uluslara saldırırken o ulusların önderlerinden başlarlar işe. Çünkü ulusal bütünlüğü sağlayan ulusal önderdir. Bunu gayet iyi bilen emperyalistler bu noktada psikoloji bilimini de yardıma çağırırlar.

Mesela Ermenilerle Türkler arasında ulusal bir düşmanlık mı var, orada vamık girer devreye ve bu düşmanlığın kökenlerini inceler.

Peki inceleme dediğimiz şey nedir?

Burada izlenen yol ulusal ya da etnik düşmanlıkların ortadan kaldırılması değil, ABD’nin tehdit olarak gördüğü ulusların ulusal bilinçlerinin, tarihlerinin ve benliklerinin sorgulanması, aşındırılmasıdır.

Kısacası milli duygunun yok edilmesidir etnik psikiyatrinin görevi.

....

İşte bizi ilgilendiren şey de budur.

Bir ulusun ulusal bilincini, ulusal duygusunu ve refleksini nasıl yok edersiniz?
Bunun denenmiş, sınanmış bir yöntemi vardır, o ulusun tarihsel varlığını sorgulamaya açarsınız..


Yani o ulusun tarihini yeniden tartışırsınız.
Mesela Türkler kendilerini kahraman bir ulus olarak mı görüyorlar?
O zaman onlara ne kadar korkak bir ulus olduklarını göstermek gerekmektedir!
Ya da Türkler atalarını, yani Atatürk’ü çok mu yüceltiyorlar?
O zaman onlara Atatürk’ün ne kadar sıradan biri olduğunu gösterin.

...

Farkındaysanız son on yıldır tam da böylesi bır dönemden geçiyoruz. Sözde demokratlık, tartışma kültürü adına neyi tartışıyoruz ve bizden neyi kabul etmemiz isteniyor?

Diyorlar ki sız soykırımcı bir milletsiniz!
Ermenilere soykırım uyguladınız.
Biz diyoruz ki hayır uygulamadık!
O zaman uyanık emperyalist diyor ki: Tamam madem uygulamadınız, bunu hemen reddetmeyin, tartışalım, öyle bir sonuca varalım.
Size mantıklı geliyor, nasılsa biz suçsuzuz, tartışmadan galip ayrılırız diyorsunuz.
Ama tartışma masası kurulduğunda hiç de ortada eşit bir tartışma şansı olmadığını görüyorsunuz.
Bir bakıyorsunuz, tüm televizyonlar, gazeteler, aydınlar sizin Ermenileri katlettiğinizi yaymaya başlıyor.
Kanıtları var mı?
Elbette yok!
Ama yalan bir kez yayıldı mı ve yalanı söyleyenlerin sayısı çok oldu mu, gerçeğin sesi çıkmaz oluyor.
Hayır diyorsunuz, gerçekleri bir de biz anlatalım.
Ama anlatamıyorsunuz, çünkü tüm propaganda kanalları size kapatılmış.
İşte o zaman anlıyorsunuz tartışmaya açmak denilen tuzağı.
Çünkü bu sürecin sonunda, ulusal gururu ve hassasiyetleri yüksek insanlar bile 'acaba' demeye başlıyor!
Acaba gerçekten Ermenileri biz mı katlettik?
Yani ulusal benlikte ilk kırılma yaşanıyor...

....

Psikolojik harbin etkisi çok büyük bir hızla bu şekilde yayılıyor.

Sonra sıra Kürtlere geliyor!
Sizden tartışmanızı istiyorlar.
Tartışma başlıyor ve yine kaybediyorsunuz. ..

...

Bir düşünelim,son dönemde neleri tartışmaya açtırdık ve neredeyiz?

Bugün misak-ı milli’yi pek önemsemiyoruz.
Kırmızı çizgileri umursamıyoruz.
Türk Dilinin önemi kalmamış.
Bu ülkede federasyon da olabilir.
Ermenilerden özür dileyebiliriz.
Kürtlere biraz toprak verebiliriz. .
Kısacası ulusal varlığımıza ait hayatı her alanda ve konuda kaybetmiş durumdayız.

...

Peki sıra neye geldi?

ataturk14vh7 Sıra Atatürk’e geldi.
Çünkü önemli olan ulusal önderi yok etmektir.
O halde tüm önderlere yapılanı Atatürk’e de yapalım.
O'nun ne kadar zalim bir diktatör olduğunu tartışalım.
O'nun aslında zaafları olduğunu tartışalım.
Hatta o'nun anasını bile tartışalım.
Evet, emperyalistlerin gündeminde bu vardır.
Tartışın diyorlar biz sizin atanızın anasını tartışmak istiyoruz!
Sonra?
Sonra da sıra sizin ananıza gelecek!
Hepinizinkine gelecek!

....

...

İşte asıl psikolojik harp cephesi de burada kuruluyor!

Yıllar öncesine gidiyorsunuz...
Mondros imzalanmış.
onra düşman askerleri İstanbul’a çıkartma yapmaya başlıyor.
Milyonlarca Türk sadece izliyor!
Demek ki önemli olan ilk adım, işgali izlettirebilmekmiş !
Ama aynı zamanda bir de masa!
Tartışacaksınız.
Tartışma masasında bizim sadrazam emperyalistlere yalvarıyor, biraz acıyın diye.
Peki izleyerek, tartışarak nereye varabilirsiniz?

...

Emperyalistler aslında şu anda beyinlerimize ve yüreklerimize yüzyılın çıkartmasını yapıyor.

mehmetakif Mehmet Akif, Çanakkale için ne diyordu
'Şu boğaz harbi nedir? var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.'

...

Çıkartma sürerken iki tavır var alınacak.

Biri İstanbul’da işgalcileri karşılayan ve onlardan tokat yiyen bir Osmanlı paşası olabilirsiniz.
Ya da dolmabahçe'den çıkartmayı izleyen bir padişah.
Belki de evinin perdesini kapatan sıradan ve suskun bir Türk...
Ama aslında hepsi aynı kapıya ve aynı kişiliğe çıkar.
İzlersiniz!
Her şeyi!
Hasan_Tahsin_Uzer Ya da ilk kurşunu atan Hasan Tahsin olursunuz.
Hasan Tahsin’e kadar bu ülkede düşmana hiç kurşun atılmadığını bilmek ne kadar utanç verici aslında!
Peki Hasan Tahsin’i ne kadar tanıyoruz?
Hasan Tahsin’i Hasan Tahsin yapan nedir?

İlk kurşun'dan önce de kurşun atmıştır Hasan Tahsin.

Tarihin garip cilvesi Hasan Tahsin Avrupa’dadır ve bir filme gider.
Filmde Türkler aşağılanmaktadır.
Hasan Tahsin bu filmi izlemez.
'Önce izleyeyim sonra eleştireyim' demez.
Ya ne der?
Türk’e küfredenin canına okurum der!
ve çıkarır silahını ateş eder beyaz perdeye!
Film orada biter!

...

Hasan Tahsin’in insani ve sıradan yanıdır bu.

Hiçbir insan kendisine, anasına, babasına, atasına, milletine, bayrağına küfrettirmez.
En basit insan gerçeğidir.
İlkokulda bir çocuğun anasına küfretmeye kalkarsanız, sizinle anasının durumunu tartışmaz, bunun cevabı suratınıza yiyeceğiniz yumruktur.

Neden?

Çünkü çocuğun en insani ve sıradan yanıdır bu!
İşte ergenekon olayı ,ermeni sorunu Kürt açılımı ve Can Dündar’ın insani denilen (Mustafa) belgeselinin bamteli de burası.

Salı, Mayıs 19, 2009

Güneş Umuttan Şimdi Doğar

 


 


 


 


GÜNEŞ UMUTTAN ŞİMDİ DOĞAR


turkan_saylanG özlerinden aydınlık fışkıran bir bilim insanı, çağdaş, vatansever Türk kadının sembolü. Sanki benim için Atatürk’ün kadın versiyonu. Onun yaşamına baktığımızda hayatını insanlığa adamış bir bilim insanını görürsünüz. O diğer meslektaşları gibi pekala servet sahibi olabilir lüks içinde yaşayabilirdi. O bence ülkemizde bu açıdan bakıldığında tek örnekti. Bana bir tane Prof. titrine sahip olup da ücretini ödemeden mesleki tecrübelerinden yararlanabildiğiniz bir başka örnek gösterebilir misiniz? Tüm hayatını hastalarına ve ülkenin okuma imkanı bulamayan binlerce kız çocuğunu okutmaya, meslek sahibi yapmaya adamış bir insan. Üstelik bütün bunları yani ideallerini yerine getirmek uğruna çok hasta olmasına rağmen kendi sağlığını bir kenara bırakmış. Anadolu’yu karış karış, köy köy dolaşmış. Memlekette (Lepra) Cüzzam denen hastalığın kökünün kazınmasını sağlamış. Sayısız insanlığa hizmet adına ödül almış aydınlık, Atatürk ve eğitim sevdalısı bir bilim insanı.

ihl01_turkan_saylan_1 İşte benim dilimin döndüğünce Türkan SAYLAN. Sabah kalktım ve haberleri dinlerken dünyam yıkıldı. Onu yitirdiğimizi öğrenince yüreğimden bir acı koptu. Bizleri öksüz bıraktı. Anamızı evet türk insanı ANA sını kaybetti, yetim kaldık. Ama eminim onun çizdiği yoldan kendisi gibi yetiştirdiği binlerce kardelen geliyor. Genç on binlerce Türkan Saylan geliyor. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Kurucularından hakkı nasıl ödenir, ben bilemem…

Türkan Saylan (YAŞAMI) :

Prof. Dr. Türkan Saylan (13 Aralık 1935, İstanbul), Türk doktor ve yazar.

turkan_saylan_cocuklarla_resim1 1944 – 1946 yıllarında Kandilli İlkokulu ve 1946 – 1953 yıllarında Kandilli Kız Lisesi’nde okumuştur. 1963’de İstanbul Tıp Fakültesini bitirmiştir.1964 - 1968 yılları arasında Sosyal Sigortalar Nişantaşı Hastanesi’nden Deri ve Zührevi Hastalıklar Uzmanlığını almıştır. 1968 yılında İÜ İstanbul Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı’nda Başasistanlığa başlamıştır. 1971’de İngiliz Kültür Heyeti’nin bursuyla İngiltere’de ileri eğitim görmüş, 1974 de Fransa’da 1976’da yine İngiltere’de kısa süreli çalışmalar yapmış, 1972’de doçent, 1977’de profesör olmuştur.

saylan_1237839201 1976 yılında lepra (cüzzam) çalışmalarına başlamış, Cüzzamla Savaş Derneği ve Vakfı’nı kurmuştur. 1986’da kendisine Hindistan’da “Uluslararası Gandhi Ödülü” verilmiştir. 2006 yılına kadar Dünya Sağlık Örgütü’nün Lepra konusunda danışmanlığını yapmıştır. Uluslararası Lepra Birliği’nin (ILU) kurucu üyesi ve Başkan yardımcısıdır. Avrupa Dermato Veneroloji Akademisi’nin ve Uluslararası Lepra Derneği’nin üyesidir. Dermatopatoloji Laboratuvarının, Behçet Hastalığı ve Cinsel İlişkiyle Bulaşan Hastalıklar Polikliniklerinin kurulmasında yer almıştır.

1981-2002 yılları arasında 21 yıl, gönüllü olarak Sağlık Bakanlığı İstanbul Lepra Hastanesi Başhekimliği’ni yapmıştır. 1982 – 1987 yılları arasında, İstanbul Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Başkanlığı’nı, 1981 – 2001 yılları arasında İstanbul Tıp Fakültesi Lepra Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürlüğü’nü yürütmüştür. Aynı kliniğin öğretim üyesi olarak 2002 yılı sonuna kadar çalışmış ve 13 Aralık 2002 tarihinde emekli olmuştur.

1989’da, bir grup Atatürkçü aydın tarafından devrim yasalarını ve laik düzeni koruyup geliştirmek amacıyla oluşturulan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin (ÇYDD) kurucularındandır ve halen Genel Başkanlığını yürütmektedir. 1990’da oluşan “Öğretim Üyeleri Derneği”nin kurucusudur ve ilk dönem II. Başkanlığını yapmıştır. 1990’da oluşturulan “İÜ Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi”nin kuruluşunda görev almış ve 1996’ya kadar Müdür Yardımcılığı ile Kadın Sağlığı derslerinin koordinatölüğünü yapmıştır.

* 1995’de mezun olduğu lise için oluşturulan Kandilli Kız Lisesi Kültür ve Eğitim Vakfı (KANKEV)nın ve 1995’de kurulan Türkiye Çağdaş Yaşamı Destekleme Vakfı (TÜRKÇAĞ)’nın kurucusu ve başkanıdır. Birçok mesleki ve sosyal derneğin üyesidir.

turkan_saylan_1 * 1996’da İstanbul Üniversitesi kendisine “Atatürk İlke ve Devrimleri” ödülünü vermiştir. İngiltere dermatologlarının derneği olan Dowling Kulübü (1978) ve “Kuzey Amerika Klinik Dermatoloji Derneği” (1996) tarafından onur üyesi seçilmiştir. Bugüne kadar çok sayıda ödüle layık görülmüştür. “Atatürk İlke ve Devrimleri Ödülü” İstanbul Üniversitesi (1996), “Ülkemizde Yılın Kadını Ödülü” (1990), “Melvin Jones Ödülü” (1991), “Atatürkçü Düşünceye Hizmet Ödülü” İncirli Lions (1996), “Kuvayi Milliye Ödülü” Haliç Rotary (1997), “Fahrettin Kerim Gökay Ödülü” Türk Lions Vakfı (1997), “Türkiye Ziraatçiler Birliği Dayanışma Ödülü” (1998), “75. Yıl Ödülü” Türk Kadınlar Birliği Şişli Şb. (1998), “Uğur Mumcu – Muammer Aksoy Ödülü” ADD İstanbul Şubesi (1999), “Rıfat Ilgaz Kültür Merkezi Onur” Ödülü” (2000), İtalya “Foyer des Artistes Kurumu Ödülü” (2001), Cüzzamlı Hastalara verdiği uzun süreli hizmet ve getirdiği bakış açısı nedeniyle “Hasta ve Hasta Yakını Hakları Derneği 2001 Yılı Ödülü”, “Atatürk Ödülü” Amerika / Atatürk Topluluğu (2001), “Sanat Kurumu Onur Ödülü” (2002), “Atatürk / Çağdaşlık Ödülü” Dünya Atatürkçü Kuruluşları (10 Kasım 2003), “Üstün Hizmet Ödülü” Yıldız Teknik Üniversitesi (2004), eğitime yaptığı katkılar nedeniyle “Eğitim Ödülü” TED Koleji, “kendinden once hizmet” ilkesine örnek davranışı nedeniyle “100. Yıl Mesleki Başarı Ödülü” Rotary Kulübü, “İnsan Hakları Ödülü” İzmir Karşıyaka Belediyesi (2004), “Türkiye’nin En İyi Eğitimcisi” Ödülü - Tempo Dergisi (2004), Kültür Üniversitesi’nin İstanbul genelindeki üniversitelerin öğrenci ve öğretim üyeleri arasında yaptığı anket sonucunda “Yılın En Yürekli Kadını Ödülü” (2004) , “Puduhepa Ödülü” - Adana Kütür Sanat Derneği (2005), “Meslek Hizmetleri Ödülü” Ankara Emek Rotary Kulübü (Ekim 2005), “Toplumsal Barış Ödülü” Barış Radyo, “İnsan Hakları, Demokrasi, Barış ve Dayanışma Ödülü” - SODEV Sosyal Demokrasi Vakfı (2005), “İyi Kalpli Ol Ödülü” Türk Kalp Vakfı (2006), “Yılın Başarılı İş Kadınları Ödülü” Dünya Gazetesi (2006), “ÇEK Eğitim Ödülü”, Çağdaş Eğitim Kooperatifi (2006).TURKAN_SAYLAN_resim1

* Gönüllü kuruluş olarak; ÇYDD’nin Genel Başkanlığını, TÜRKÇAĞ ve KANKEV Vakfı Başkanlığı ile Cüzzamla Savaş Derneği ve Vakfı Başkanlığı’nı, sürdürmektedir.

* 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından 31 Mart 2000 tarihinde Sosyal Hizmetler Danışma Kurulu üyeliğine seçilmiştir. Halen bu görevi sürdürmektedir.

* Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından 2 Şubat 2001’de YÖK üyeliğiyle görevlendirilmiş ve bu görev Şubat 2007’de bitmiştir.

* 2003 – 2004 arasında Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu üyeliği ve İstanbul İl İnsan Hakları Kurulu üyeliklerinde bulunmuştur.

* 2005 yılı başı olarak, toplam 440 yayını bulunmaktadır. Bunların 50’si yabancı dergilerde yayınlanmış tıbbi çalışmaları, 204’ü tıbbi, sosyal ve siyasal içerikli gazete makaleleri, 186’sı ise Türkçe tıbbi dergilerde ve kongre kitaplarında yayınlanmış araştırma, derleme ve olgu bildirimleridir.

turkansaylan * 2’si kitap, 3’ü seminer kitabı olmak üzere 5 yayını editör grubunda yer almıştır. 1. Basamak Sağlık Hizmetlerinde Deri ve Zührevi Hastalıklar El Kitabı adlı ve 5 baskı yapan ders kitabı, makalelerini içeren ve üç baskı yapan Cumhuriyetin Bireyi Olmak, çocukluk yaşamını anlatan ve 4 baskı yapan “AT KIZ”, son yazılarının toplandığı ve 2003’de yayınlanan Cumhuriyetin Bireyi Olmak II, 2004’te Mehmet Zaman Saçlıoğlu’nca kaleme alınıp T. İş Bankası’nca bastırılan, yaşamının öyküsünü içeren ve altı baskı yapan Güneş Umuttan Şimdi Doğar, 2006’da yayınlanan Cumhuriyet Radyo’da konuklarıyla yaptığı söyleşilerden oluşan “Geçmişten Geleceğe Radyo Cumhuriyet’te Çağdaş İnsan Söyleşileri” olmak üzere altı kitabı yayınlanmıştır. 2005’de Cumhuriyetin Bireyi Olmak I ve II, son dönem yazıları da eklenerek genişletilmiş ve birleştirilmiş baskı şeklinde yayınlanmıştır. Zehra İpşiroğlu’nun Türkan Saylan’la yaptığı, uzun zaman dilimini içine alan bir söyleşiyi kapsayan kitap Yapıcılığın Gücü 2006’da yayınlanmıştır.

* 14 Nisan 2007 Ankara-Tandoğan ve 29 Nisan 2007 İstanbul-Çağlayan mitinglerinin organizasyonunda ve icrasında bulunmuştur.

* Biri grafiker diğeri hekim iki oğlu ve iki torunu vardır. Oğlunun birinin adını Çağlayan diğer oğlunun adını Çınar koymuştur.

CENAZE TÖRENİ VİDEO:

Bu gün Türkan SAYLAN için yazılmış birçok yazı okudum ama içlerinden engüzeli Bekir COŞKUN tarafından yazılanıydı. Okuyunca eminim sizde bana katılacaksınız.

İŞTE O YAZI:

bekir_coskun Bekir COŞKUN 

bcoskun@hurriyet.com.tr

Kadınlar gittiğinde...

TÜRKAN Hoca o yazımı çok sevmişti:
"Kadınlar bir gün çekip gittiklerinde, peşlerinde ’yetim-öksüz’ kalan çok olur.

Mutfaktaki dolap, perdeler, kavanozun içindeki eski düğmeler, özenle saklanmış küçülmüş giysiler, dolap diplerindeki kurdeleler...
Çekmecenin dibinde artık kimsesizdir eski tarak.
Sabah karanlığında mutfaktan gelen tıkırtılar susar, yetim kalmıştır tabaklar.
Bir kadın gittiğinde hep suyu unutulur saksıların.
Sık sık boynunu büker ’sarıkız’.
Teki kalmış o eski bardağın anlamını bilen olmaz, değerini kimse anlayamaz krom hac tasının.

Balkon artık sessizdir.
Koridor kimsesiz.
(.......)
Bir kadın gittiğinde...
Bir kadın gittiğinde ne çok kişi gider aslında; bir ağır işçi, bir temizlikçi, bir bakıcı, bir bahçıvan, bir muhasebeci...
Bir anne gider...
Bir dost...
Bir arkadaş...
Bir sevgili...
Ne çok kişi yok olur aslında, bir kadın gittiğinde..."
*
Oysa ben o yazımı sevmemiştim.
Çünkü bir kadın gittiğinde, aslında çok şey bırakıyordu arkada.
Bugün televizyonunuzu açıp bakın; bu kadar ifade, anlam, mesaj, söz... Bugün ağlayan o kendisi gibi binlerce yüz, kaç insan bırakabilir arkasında?..
Diyelim ki "çağdaş yaşam"ın anlamını bu topluma kim bu denli anlatabilmişti?.. Ya da içine düştüğümüz felaketin boyutlarını?..
*
Yine de o yazıyı sevmişti Türkan Hoca:
"...Hep böyle olur; bir kadın gittiğinde; övgüler, uyarılar, yakınmalar, dualar yetim kalır.

Kapı eşiğindeki ’Dikkat et...ler duyulmaz, annesi gitmiştir ’geç kalma...’nın.
Kadınlar, arkalarında büyük boşluklar bırakarak giderler.
Bir kadın gittiğinde pek çok kişi gitmiştir aslında. Ve bir kadın gittiğinde pek çok ’yetim’ bırakmıştır arkasında..."

19 Mayıs 2009

 

Cumartesi, Mayıs 16, 2009

HUKUK DEVLETİ İÇİN KAMUOYUNA DUYURU

 


 


 


 


YARSAV BAŞKANI HAKKINDAKİ SORUŞTURMA YARGIÇ GÜVENCESİNİ ORTADAN KALDIRMIŞTIR

yarsav_logo Hukukun üstünlüğünü ve yargı bağımsızlığını sağlamak ve bu konuda tüm yargıç ve savcıları tek çatı altında toplayan meslek örgütlenmesini yaşama geçirmek için kurulan " YARSAV" da Siyası iktidarı rahatsız eden kurumların başında geliyor.

Bugüne değin muhalefet yapan yazarları, sendika başkanlarını, üniversite rektörlerini, yazılı ve görsel yayın organı sahiplerini, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Atatürkçü Düşünce Derneği olmak üzere birçok demokratik kitle örgütünü sindirmek için "cadı kazanı"na dönüştürülen ERGENEKON soruşturmasına dahil etmeye çalışan siyasi iktidar, bu kez de yargı bağımsızlığının güvencesi olan YARSAV'ın Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu'na karşı iki ayrı adli soruşturma ve ihraç istemiyle idari soruşturma başlatmış bulunmaktadır.

yarsav-baskani Bugün içinde bulunduğumuz rejimin adını koymakta zorlandığımızı itiraf etmeliyiz. Her muhalifin bir gerekçe uydurularak gözaltına alınması, 25 yargıcın gizli olarak dinlenmesi, yoksul ve eğitime muhtaç kızlarımızın Atatürkçü düşünce ile yetişmesini ve okula gitmesini sağlama görevini yapan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğinin tüm şubelerinin didik didik aranması ve yasal olmayan bir biçimde kasıtlı olarak burs alan öğrencilerle, burs verenlerin listelerinin polis tarafından götürülmesi rejimin boyutlarını yavaş yavaş ortaya koymaktadır.

Bu anlamda günümüzde tek tip insan yaratma çabaları alabildiğine yoğunlaşmakta ve siyasi iktidar kendileri gibi düşünmeyenleri ötekileştirmektedir. Bu rejim bugün için "Polis Devleti" olarak nitelense bile gidişat bizi ürkütmektedir. Bugüne değin kendilerini liberal aydın olarak niteleyenler de artık tehlikenin farkına varmışlardır.

yarsav_0 Siyasi iktidar bu anti demokratik sürece son vermelidir. İnsan haklarına saygılı, anayasal temel hakları güvence altına alan bir demokratik ortama dönüş derhal başlatılmalıdır. Bunun en temel koşullarından biri ve başlıcası ise "Yargı Bağımsızlığını" sağlamak ve Yargı Bağımsızlığının olmazsa olmaz ilkesi "Yargıç Güvencesini" kurmak ve korumaktır

YARSAV Başkanı hakkındaki soruşturmaları yargıç güvencesini ortadan kaldıran ve tüm yargıçlara gözdağı veren antidemokratik bir uygulama olarak görmekte ve bu durumu kamuoyu ile bir kez daha paylaşma gereği duymaktayız.

İSTANBUL BAROSU BAŞKANLIĞI

HUKUK DEVLETİ İÇİN KAMUOYUNA DUYURU

Herkes için vazgeçilmez Temel Hak ve Özgürlüklerin teminatı ve geleceğimizin güvencesi olan HUKUK DEVLETİ’nin güçlendirilmesine yardımcı olmak amacıyla aşağıdaki duyuru kaleme alınmıştır.

Avrupa Birliğine giriş sürecindeki ülkemizin, bir süredir gerçekleştirme çabası içinde olduğu Hukuk Reformlarının hayata geçirilmesi için, aşağıda maddeler biçiminde yer verilen konuların gözden geçirilmesi ve aksaklıkların giderilmesi önemli kazanımlar sağlayacaktır.

Yasaların “Barolara” yüklediği, Hukukun Üstünlüğüne, İnsan Hak ve Özgürlüklerine bağlı ve saygılı bir düzeye erişme konusunda çaba gösterme görevi ile aydın sorumluluğunu yüklenme ödevini yerine getirme; Ülkenin Ceza Hukuku Alanında çalışan bilim adamları olarak da toplumu aydınlatma yükümü doğrultusunda aşağıdaki konuların kamuoyu ile paylaşılması gereği doğmuştur.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları, Anayasamız ve başta Ceza Muhakemesi Kanunu olmak üzere, diğer ceza mevzuatımız ile temel hak ve özgürlüklerin korunmasına dair evrensel ilkeler ışığında aşağıdaki maddeler kamuoyunun dikkatine saygıyla sunulur.

1.Anayasamıza, Ceza Muhakemesi Kanununa, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine ve taraf olduğumuz diğer uluslararası antlaşmalara göre herkes kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.

2.Unutulmamalıdır ki soruşturma ve kovuşturma, Anayasamızda ve yasalarımızda yer alan kişiden kişiye değiştirilemeyecek, emredici kurallara tabidir.

3.Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesiyle güvence altına alınan, kanunlarla somutlaşan ceza yargılaması kuralları keyfi olarak uygulanır ise, Hukuk Devleti ortadan kalkar. Hukuk Devletinin olmadığı yerde kişi hak ve hürriyetlerinden, yargı bağımsızlığından, yargı güvencesinden, adil yargılanmadan, kişi güvenliğinden söz edilemez.

4. Suçluluğu kesin hükümle sabit oluncaya değin herkes suçsuz kabul edilmek zorundadır. Suçsuzluk karinesi, anayasamızın ve yasalarımızın güvencesi altındadır.

5. Yasama, yürütme ve yargı organları, kişilerin suçsuzluk karinesinden yararlanma hakkını korumakla yükümlüdür. Basın ve yayın organları kesin hükümle mahkum olmamış kişileri toplum gözünde suçlu ilan edecek yayınlar yapamaz.

6. Hiçbir kamu görevlisi, bireylerin adil yargılanma hakkını ihlal edemez. Aksine davranan kamu görevlileri hukuki ve cezai açıdan sorumlu olacaklarını bilmelidirler. Ancak bu yolla, adil yargılanma hakkı hayata geçirilmiş olur.

7. Bireylerin savunma hakkı kısıtlandığı takdirde Hukuk Devleti giderilmesi olanaksız biçimde zarar görür.

8. Avukatlar, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil ederler. Avukatların, Yargı görevi yapanlar kapsamında ifade edilmesi, avukatların bu gücünü kuvvetlendirmek amacını taşır. O nedenle de yasadaki “yargı görevini yapanlar deyiminden, hakimler, cumhuriyet savcısı ve avukatlar anlaşılır”. İddia görevi ne kadar “yetki” ise, savunma görevi de o derece “hak”tır Bu sebeple, avukatların görevlerini yapmaları engellenemez. Avukatlara görevleri sırasında çıkarılan her zorluk, hukuk devletinin önünde bir engeldir.

9. Avukatların soruşturma dosyasını inceleme hakkı keyfi bir biçimde kısıtlanamaz. Gizlilik kararı verilen durumlarda, bu kararın gerekçeli olması zorunludur. Tüm kararlar, sadece hukuki gerekçe değil, esas olarak somut olayın özellikleri dikkate alınmak suretiyle verilmelidir Terörle Mücadele Kanunu’nun uygulandığı hallerde dahi avukatın, şüphelinin ifade tutanağını, bilirkişi raporlarını ve şüphelinin hazır bulunmak hakkına sahip olduğu adli işlemlere ilişkin tutanakları alma hakkı, gizlilik kararı ileri sürülerek engellenemez.

10. Avukatların dosyayı inceleme yetkileri gizlilik kararlarıyla kısıtlanırken, gizlilik kapsamındaki delillerin basın ve yayın organlarında günlerce yayınlanması/yayımlanması vahim bir hukuk ihlalidir. Bunu yapanlar hakkında gerekli adli işlemlerin yapılmaması ve sorumluların cezasız bırakılması kabul edilemez.

11. Çağdaş ceza yargılamasında sanıktan delile gidilemez. Bu yanlış uygulama 1992 reformu ile ortadan kaldırılmıştır. Bunun yeniden yaratılmasını bir hukuk devletinde kabul etmek mümkün değildir. Önce “olağan bir şüpheli” bulup, sonra onun aleyhine delil arayan uygulama bir hukuk devletinde olamaz.

12. Cumhuriyet savcısı ve onun emrinde görev yapan kolluk, şüpheli ve sanıkların lehindeki delilleri de toplamak ve savunma hakkını korumakla yükümlüdür.

13. Gizli tanık beyanı, adil yargılanmayı etkileyecek şekilde kullanılamaz. Gizli tanığın beyanına yalnızca yan delil olarak başvurulabilir.

14. Kişilere, haklarındaki suçlamalar, ayrıntılı olarak, işlendiği iddia olunan fiil, yani yaptıkları iddia edilen davranışlar, yer ve zaman da içerecek şekilde bildirilmelidir. Suçlama, suçlanan kişiye, mutlaka somut deliller gösterilerek açıklanmalıdır.

15. Suç örgütü kurucusu, üyesi, yöneticisi veya yardımcısı olduğu iddia edilen kişilerin hangi davranışları nedeniyle örgütle ilişkilendirildiği somut deliller gösterilerek ortaya konulmalıdır.

16. Demokratik bir hukuk devletinde herkesin düşündüğünü açıklama özgürlüğü vardır. Kişilerin ifade özgürlüğü çerçevesinde yaptıkları açıklamalar, yazdıkları yazılar, yönelttikleri siyasi veya bilimsel eleştiriler, bir suç örgütünün kurucusu, üyesi ya da yöneticisi olduklarının delili olarak ileri sürülemez.

17. Kişilerin yakalanarak gözaltına alınması sıkı kurallara bağlanmıştır. Bu kurallar, keyfi bir şekilde göz ardı edilerek, kişilerin özgürlükleri kısıtlanamaz.

18. Bir soruşturmada kişinin ifade vermesi gerektiğinde, onun davet edilerek ifadesinin alınması esastır. Kişinin, ifade vermek için yakalanması ve gözaltına alınması hukuka aykırıdır.

19. Yakalanan kişiye, hangi suç nedeniyle yakalandığı, üzerine atılı suç fiili ayrıntılı olarak açıklanmak suretiyle anlatılmalıdır.

20. Gözaltına alınan kişiler, insan onurunu zedeleyen koşullara ve davranışlara tabi tutulamaz, aç, susuz ve uykusuz bırakılamaz. Aksi takdirde anayasal güvenceden söz edilemez.

21. Poliste veya jandarmada susma hakkını kullanan kişiler, derhal Cumhuriyet Savcısının huzuruna çıkarılmak zorundadır. Susma hakkını kullanan bir kişinin gözaltı süresinin uzatılması eşyanın tabiatına aykırıdır. Aksine bir davranış, keyfi muamele ve kişi hürriyetini ihlal suçunu oluşturur.

22. Anayasal bir hak olan susma hakkı, şüpheli veya sanık aleyhine yorumlanamaz.

23. Gözaltı süresini hukuka aykırı olarak uzatmak, kişileri baskı altına almaya, onların direncini kırmaya ve onurlarını zedelemeye yönelik bir kötü muameledir.

24. Kısa sürede bitirilebilecek işlemler üç veya dört güne yayılarak, kişiye son gün, son saatte, uykusuz, yorgun ve aç bir şekilde ifadesini almak kötü muameledir.

25. Kişilerin özel hayatları hukukun koruması altındadır. Arama, özel hayatın gizliliğine müdahaledir. Bu nedenle sıkı şekil şartlarına tabi kılınmıştır. Arama kararı verilmeden önce kanunda yer alan bütün şartların gerçekleştiği titiz bir şekilde değerlendirilmelidir.

26. Aramada temel kural, “yakalanacak kimsenin”ve/veya” elde edilecek delilin” arama yapılacak yerde bulunduğu konusunda somut verilere dayanan makul şüphenin var olmasıdır.

27. Arama kararında, aramayı gerektiren bütün somut gerekçelerin, delilleriyle birlikte ortaya konulması hukuk devletinde kişilerin özel hayatının korunmasının vazgeçilmez ilkesidir. Dolayısıyla ne arandığı bilinmeksizin ve arama kararında açık ve somut olarak belirtilmeksizin bir şey bulunabileceği varsayım ve umuduyla arama yapılamaz. Bunun aksine davranışlar aramayı hukuka aykırı kılar. Bu yolla elde edilmiş deliller de hukuka aykırı elde edilmiş olur ve yargılamada kullanılamaz.

28. Evi, işyeri, üzeri, aracı aranan kişiye, hangi suç nedeniyle arama işlemi yapıldığı, üzerine atılı suç fiili ayrıntılı olarak açıklanmak suretiyle bildirilmelidir. Arama kararının bir sureti kişiye mutlaka verilmek zorundadır. Gizlilik veya başka bir gerekçe ileri sürülerek arama kararının kişiye verilmesi zorunluluğu bertaraf edilemez.

29. Arama sonunda tutulan tutanağın bir sureti mutlaka kişiye verilmelidir. Teknolojik gelişmeler karşısında, dijital verilerin elde edilmesi, korunması ve bozulmalarının önlenmesi için kanunların ön gördüğü koşullara mutlaka uyulmalıdır. Elde edilen dijital verilerin kovuşturma aşamasında delil olabilmesi için, elde edildikleri anda kanunun ön gördüğü usul ve şartlarda yedeklemesinin yapılarak, bir örneğinin de mutlaka ilgililere verilmesine azami özen gösterilmelidir. Bu kurallar aynı zamanda temel hak ve hürriyetlerin korunması içindir.

30. Arama sırasında kişinin avukatının hazır bulunması hiçbir şekilde engellenemez.

31. Aramanın yapıldığı her mekanda, her odada, arama anında şüphelinin ve avukatının bulunma hakkı vardır. Bu hak kısıtlanacak şekilde, aynı anda birkaç mekanda birden arama yapılamaz.

32. Polis ve jandarma, arama yapılan yeri bulduğu gibi bırakmak zorundadır. Arama yapılan mekan talan edilmiş görüntüsü verecek şekilde bırakılamaz.

33. Arama sonunda, yalnızca suçlama konusu fiille ilgili deliller olabilecek eşyaya elkonulabilir. Sonradan değerlendirilmek üzere arama sırasında rastlanan her eşyaya elkonulamaz. Aksine uygulama keyfiliktir, suç teşkil eder.

34. Elkoyma işlemi, delillerin sonradan değiştirilmesini önleyecek şekilde, bütün kurallara uyularak gerçekleştirilmelidir.

35. Tutuklama, çok sıkı şartlara bağlanmış bir koruma tedbiridir. Tutuklama, ceza yaptırımı gibi uygulanamaz ve tutukluluk süreleri uzatılarak infaza dönüştürülemez.

36. Tutuklama ve tutukluluğun devamı kararlarında mutlaka gerekçe bulunmalıdır. “Dosya içeriği”, “suçun vasıf ve mahiyeti”, “kaçma veya delilleri karartma şüphesinin varlığı”ndan ibaret soyut cümleler tutuklama gerekçesi olamaz. Tutuklama kararında mutlaka, şüpheli veya sanık hakkında kuvvetli suç şüphesini gösteren deliller açıklanmalı, hangi davranışlarının kaçma şüphesini veya delilleri karartacağı tehlikesini gösterdiği ortaya konulmalıdır.

37. Tutuklama, son çaredir. Yurt dışına çıkma yasağı, teminat gösterme gibi adli kontrol tedbirleriyle amaca ulaşılabilecek hallerde tutuklama kararı verilir ise, kişi hürriyeti hukuka aykırı olarak ihlal edilmiş olur. Adli kontrol kurumunun hayata geçirilmesi kaçınılmazdır.

38. Koruma tedbirleri, Türkiye Cumhuriyetinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde mahkum edilmesine neden olacak şekilde uygulanamaz. Ceza yargılamasının emredici kurallarını ihlal edenler, Türkiye Cumhuriyeti’nin insan haklarını ihlalden dolayı mahkumiyetine sebep olacaklarını ve ödenecek tazminattan ötürü kendilerine rücu edileceğini bilmelidir.

39. İddianamede, kişiye isnat edilen suçla ilgisi bulunmayan telefon görüşmelerine, sair belgelere ve tanık anlatımlarına yer verilmesi özel hayatın gizliliğini açıkça ihlal eder. Aksine davranışlar suç oluşturur.

40. Telefon dinleme tedbiri kişilerin özel hayatına bir müdahale olduğu için, kanundaki şartların tamamı oluşmadan uygulanmamalıdır. Bu tedbirin son çare olduğu dikkatten kaçırılmamak gerekir.

41. Yargıtay kararlarınca da ortaya konulduğu üzere telefon dinleme tutanakları maddi delillerle desteklenmediği sürece delil olarak kabul edilemez.

42. Toplumda herkesin telefonlarının dinlendiği yönünde oluşan kanaat, bu kanaati destekleyen uygulamalar ve kanıksama “hukuk güvenliğini” ortadan kaldırmaktadır.

43. Yargı güvencesi ancak bağımsız yargıçlarla, güvenceli cumhuriyet savcıları ve avukatlarla sağlanabilir. Bu sonucun yaratılmasını önleyen hukuk kuralları kaldırılmalıdır.

44. Hukuk devletinde hakimler ve savcılar dahil hiç kimse hukuka aykırı ve keyfi işlem ve kararları sebebiyle sorumsuz değildir ve olamaz.

45. Temel hak ve özgürlüklerin temel güvencesi, usul kurallarıdır. Usul kurallarına uyulmadan, uyuşmazlığın esası doğru çözülemez. Usul kuralları, esasa feda edilemez ve hafife alınamaz.

46. Ceza soruşturmasını Cumhuriyet Savcısı yönetir. Kolluk görevlileri soruşturmayı yönlendiremez, hakim ve mahkemelerden doğrudan talepte bulunamaz. Hakim ve mahkemeler, hukuka aykırı talepleri reddetmek zorundadırlar.

47. Bir soruşturma, toplumu sürekli tedirgin edecek, bireyleri endişeye sürükleyecek yaygınlık, genişlik ve süreklilikte yapılamaz.

48. Ceza davaları her türlü anayasal ve yasal güvence sağlanarak, en kısa sürede bitirilmelidir. Aylarca tutuklu kalınarak duruşma beklemek, adil yargılanma hakkı ile bağdaşmaz.

49. Türkiye Cumhuriyetinde herkes, huzurlu, güvenli, geleceğinden emin bir şekilde yaşama hakkına sahip olduğuna, temel haklarının devletin koruması altında bulunduğuna inanmalıdır. Bireylere bu güveni verecek olan, yürütme ve yargıdır. Kurallara uyulmadığı, kişi hürriyeti ve güvenliği keyfi bir şekilde ihlal edildiği takdirde, Hukuk Devletine duyulan güven kaybolur.

50. Ceza yargılaması kurallarına uyulmaması suçtur. Kurallara uymayan kamu görevlileri hakkında ilgili makamların derhal harekete geçerek adli ve idari soruşturma başlatması gereklidir. Hukuk devleti başka türlü korunamaz. Yargıya güven başka türlü sağlanamaz.

Toplumun huzur ve güvenlik içerisinde yaşabilmesi için soruşturma ve kovuşturmada içeriği, kapsamı, önemi ve niteliği ne olursa olsun yukarıdaki kurallara uyulması ve saygı gösterilmesi kaçınılmazdır.

HUKUK DEVLETİNİN YAŞAMA GEÇİRİLDİĞİ, HUKUK GÜVENCESİNİN SAĞLANDIĞI BİR TÜRKİYE İÇİN.

BAROLAR :

Av. Özdemir ÖZOK
TBB BAŞKANI

Av. Muammer AYDIN
İSTANBUL BAROSU BAŞKANI

Av. Özdemir SÖKMEN
İZMİR BAROSU BAŞKANI

Av.Zafer KÖKEN
ANTALYA BAROSU BAŞKANI

Av. Sümer GERMEN
AYDINBAROSU BAŞKANI

Av.Muzaffer MAVUK
BALIKESİR BAROSU BAŞKANI

Av. İzzet Varan
ARTVİN BAROSU BAŞKANI

Av. Ali Haydar Dereli
GÜMÜŞHANE BAROSU BAŞKANI

Av.Şeref YILDIZ
BARTIN BAROSU BAŞKANI

Av.Tülay ÖMERCİOĞLU
ÇANAKKALE BAROSU BAŞKAN

Av. Adil DEMİR
DENİZLİ BAROSU BAŞKAN

Av.Faruk SEZER
EDİRNE BAROSU BAŞKANI

Av.Göksel OKUMUŞ
KIRKLARELİ BAROSU BAŞKANI

Av.Cumhur ARIKAN
>KOCAELİ BAROSU BAŞKANI

Av. Fadıl Ünal
MANİSA BAROSU BAŞKANI

Av. Mustafa İlker GÜRKAN
MUGLA BAROSU BAŞKANI

Av. Ahmet M. GÖRGÜN
TEKİRDAĞ BAROSU BAŞKANI

Av. Ali Galip ERGÜL
>SİNOP BAROSU BAŞKANI

Av. Vacit Öktem
SAKARYA BAROSU BAŞKANI

Av. Cemal İNCE
YALOVA BAROSU BAŞKANI

Av.İbrahim Kerem ERTEM
ZONGULDAK BAROSU BAŞKANI

Av. Gazanfer GÜNLER
BOLU BAROSU BAŞKANI

Av.Gökhan MARAŞ
KIRŞEHİR BAROSU BAŞKANI

Av.Gamze Budak
ISPARTA BAROSU BAŞKANI

Av.Nüşirevan ELÇİ
ŞIRNAK BAROSU BAŞKANI

Av. A.Sinan AKGÖL
HATAY BAROSU BAŞKANI

Av. Rüstem Kadri SEPTİOĞLU
ELAZIĞ BAROSU BAŞKANI

Av.Aziz ERBEK
ADANA BAROSU BAŞKANI

Av.Zahit SÖYLEMEZ
MUŞ BAROSU BAŞKANI

Av.Aziz Canatar
GAZİANTEP BAROSU BAŞKANI

Av. Naci TURAN
ERZURUM BAROSU BAŞKANI

Av. Halime AYNUR
BİLECİK BAROSU BAŞKANI

Av. Necip KORKMAZ
HAKKARİ BAROSU BAŞKANI

Av. Mahmut GÜVEN
MARDİN BAROSU BAŞKANI

Av. Mehmet Emin AKTAR
DİYARBAKIR BAROSU BAŞKANI

Av. Yusuf YILDIRIM
ESKİŞEHİR BAROSU BAŞKANI

Av. Necat ANIL
SAMSUN BAROSU BAŞKANI

Av.Nazik DİZDAROĞLU
TUNCELİ BAROSU BAŞKANI

Av.Mezher YÜREK
BİTLİS BAROSU BAŞKANI

Av. Timur DEMİR
AĞRI BAROSU BAŞKANI

Av. Rıza ALBAY
UŞAK BAROSU BAŞKANI

Av. Atilla ÖNAL
ORDU BAROSU BAŞKANI

Av. Cevdet UCUNGAN
KARS BAROSU BAŞKANI

Av.Yahya DEMİRKOL
ŞANLIURFA BAROSU BAŞKANI

Av. Ünal YILMAZ
SİVAS BAROSU BAŞKANI

Av.Abdülkerim YENİL
AKSARAY BAROSU BAŞKANI

Av. Gültekin UZUNALİOĞLU
GİRESUN BAROSU BAŞKANI

Av.Can TEKİN
ERZİNCAN BAROSU BAŞKANI

Av.Mustafa NECMİ ÖNCÜL
NEVŞEHİR BAROSU BAŞKANI

Av.Ateş HATİNOĞLU
RİZE BAROSU BAŞKANI

Av. Kerim Gökhan ŞANCI
KARAMAN BAROSU BAŞKANI

Av. M.Ali ÖZEL
SİİRT BAROSU BAŞKANI

Av. Selahattin SARIOĞLU
MALATYA BAROSU BAŞKANI

Av. İdris ŞAHİN
ÇANKIRI BAROSU BAŞKANI

AKADEMİSYENLER :

Prof.Dr.UĞUR ALACAKAPTAN
Prof.Dr.DUYGUN YARSUVAT
Prof.Dr.ERDENER YURTCAN
Prof.Dr.KÖKSAL BAYRAKTAR
Prof.Dr.EMİN ARTUK
Prof.Dr.Durmuş TEZCAN
Prof.Dr.TİMUR DEMİRBAŞ
Prof.Dr.BAHRİ ÖZTÜRK
Prof.Dr.METİN FEYZİOĞLU
Prof.Dr.ERSAN ŞEN
Prof.Dr.F. SELAMİ MAHMUTOĞLU
Doç.Dr.SERAP KESKİN KİZİROĞLU
Yar.Doç.Dr.YILMAZ YAZICIOĞLU

Çarşamba, Mayıs 06, 2009

YENİ İSİMLER, YENİ DENKLEMLER











YENİ İSİMLER, YENİ DENKLEMLER
  • ECZA DEPOSU = HEDEF ALLİENCE = ETHEM SANCAK
  • ZİNCİR ECZANE = DRUGSTORE = CÜNEYT ZAPSU
  • HASTANE = MEDİKAL PARK = ETHEM SANCAK
  • MEDİKAL = MT = MURAT VE TURAN SANCAK

MUAYENEHANELER KAPANACAK!


tayyip



Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, devlet hastanelerindeki doktorlara muayenehanelerini kapatma mecburiyeti getireceklerini söyledi.

23 HAZİRAN 2008



ECZANELER KAPANACAK


eczane




  • ANKARA Hükümetin bir süredir; hazırlığını yaptığı “Drug Store” olarak bir çok Avrupa ülkesinde de uygulanan Zincir Eczane uygulaması için ortam hazır.

  • Semt eczaneleri olarak bilinen küçük sermayeli eczaneler; borç batağının yanı sıra sıkı denetimler ile de kapanma noktasına geldi. Çok sayıda eczanenin kapanmasının ardından Drug Store’lar için yasal kapı açılacak. Büyük sermayelerin girebileceği sistemin gelmesiyle; tek bir eczacının işlettiği semt eczanelerinin yeri olmayacak

ZİNCİR ECZANE = CÜNEYT ZAPSU

  • Eczane zincirlerinin, Cüneyt Zapsu ve kardeşleri (ve tabii ki adı kayıtdışı tutulan diğer isimler!) tarafından kurulan ve Amerikan AIG şirketinin hemen ortak olduğu ve ucu Suudi sermayesi ile çok uluslu büyük ilaç sermayesine dayanan “FOR YOU” şirketi ve bu şirketin açtığı “DRUGSTORE” isimli marketlere peşkeş çekileceğini herkes biliyordu.

  • Zapsular önce şirketlerini kurdu, gerekli dış bağlantılar oluşturuldu, belirli sayıda mağaza açıldı ve arkasından sayın milletvekili Aziz Akgül tarafından yasa teklifi verildi. Yani serbest piyasa koşullarında düşünüldüğünde, Zapsu lar lehine tüm “haksız rekabet koşulları” oluşturulduktan sonra yasa teklifi verildi

CÜNEYT ZAPSU KİMDİR?

  • “Şeyh Sait ve taraftarları gerçek şehittirler” diyen, Şeyh Sait’in dava arkadaşı Abdurrahman ZAPSU’nun torunu Cüneyt ZAPSU icraatlarıyla da görülüyor ki, dedesinin kin ve intikam duygularını başarıyla devam ettiriyor.

  • Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın Danışmanı ve BİM marketlerinin sahibi.

  • Cüneyt Zapsu, hem Kürt Teali Cemiyeti’nin Kurucu üyesidir hem de Kürt Hevi Cemiyeti’nin Kurucusu “Kürdistan’da Kürtten başka hiçbir millet yoktur” diyen Abdurrahim ZAPSU’nun torunudur.

  • Alman vatandaşı olduğu için milletvekilli adayı olmadığı belirtilen Cüneyt ZAPSU AKP’nin kurucu üyesidir.

  • “Türkiye yalnızca Türklerin değildir, Bu düzenin koruyucusu olmamız mümkün değil… ”

  • “Ata’ya saygı duruşunda sap gibi ayakta durmaya gerek yok…” “Bu hukuku hazırlayanlar bu düzenin kaldırılmasının maşası olacak…” diyen Tayyip’in danışmanıdır.

  • Yaşadığı sürede Türklere her fırsatta kin kusan babaannesi Hidayet Zapsu, Kürt isyanlarının baş aktörü olan Bedirhan aşiretine mensuptu.

  • BİM’in de sahibi olan Cüneyt ZAPSU’ nun halası PKK’nın ve Apo’nun akıl hocası Musa ANTER’in karısıdır.

  • ZAPSU’nun şirketlerinde, Kürt Teali Cemiyeti’nin başkan ve mensuplarının torunları yönetici olarak görev yapıyorlar.

  • “Şeyh Sait’in öcünü alıyorum, aldım…”
    “Şeyh Sait ve taraftarları gerçek şehittirler” diyen, Şeyh Sait’in dava arkadaşı Abdurrahman ZAPSU’nun torunu Cüneyt ZAPSU icraatlarıyla da görülüyor ki, dedesinin kin Ve intikam duygularını başarıyla devam ettiriyor.

  • AKP Genel Başkan Yarımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat ise Şeyh Sait’in torunudur.

HASTANELER KAPANACAK


ethem_sancak

  • ÇÜNKÜ YENİLERİ AÇILIYOR ve ESKİLER NEDENSE YENİ ÇIKAN YASA VE YÖNETMELİKLERE UYGUN DEĞİL.

  • Medical Park Sağlık Grubu 2 yılda 30 hastane açacak

  • Göreceksiniz AKP hükümeti en hızlı geri ödemeyi bu hastanelere yapacak.

  • Halkın büyük çoğunluğunu uluslararası standartlarda sağlık hizmeti veren, ‘A’ grubu hastanelerle buluşturmak üzere yola çıkan Medical Park Sağlık Grubu, hızla büyüyor.

  • Sağlıkta büyük buluşma adını verdileri bu projeyle Türkiye nüfusunun yüzde 70’ine ulaşmayı hedefliyorlar.

SANCAK GRUBU = ETHEM SANCAK

Ethem Sancak, Türkiye’de 1.5 milyar dolar ciro yapan ve ilaç dağıtımının yüzde 40’ını kontrol eden Hedef Alliance’ın sahibi…

tayyip_ethem


MEDİKALLER DE KAPANACAK

  • KALAN HASTANELER VE ECZANELER SANCAK GRUBUNA AİT OLACAK.

  • TEDARİKÇİLER DE: İLAÇTA HEDEF ALLİENCE, MEDİKALDE MT.

sağlık

İLGİLİ LİNKLER :

http://www.erbakis.com/

http://www.medikalplus.com/

http://skyturkvngenc.wordpress.com/2007/06/10/cuneyt-zapsu-bim-ve-pkk-ucgeni/

http://www.beo.org.tr/

Perşembe, Nisan 30, 2009

Başarı öğrencinin, ödül öğretmenin

 

 

 

 

 

 

 

 

Mehmet Kayhan YILDIZ/KONYA, (DHA)

Konya'da 8. sınıf öğrencisinin resim yarışmasından kazandığı İtalya gezisine okul yönetiminin çocuklarıyla gittiği iddia edildi. Okul yönetimi bu konuda açıklama yapmazken olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

İTALYA YERİNE KURŞUN KALEM HEDİYE

ilknur_karaaslan-3 KONYA'da Ahmet Haşhaş İlköğretim Okulu 8'inci sınıf öğrencisi 14 yaşındaki İlknur Karaaslan, AB destekli resim yarışmasında kendisinin birincilik elde ettiğini, 10 arkadaşının da başarılı olduklarını, ödül olarak da İtalya gezisi kazandıklarını söyledi. Ancak geziye kendilerinin götürülmediğini belirten Karaaslan, yerlerine bazı öğretmenlerin çocuklarıyla birlikte gittiğini iddia etti. Öğretmenlerinin İtlaya'dan kendisine hediye olarak kurşun kalem getirdiğini kaydeden İlknur Karaaslan, olayı dilekçeyle Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bildirerek şikayetçi oldu. Konya İl Milli Eğitim Müdürü Halil Şahin, olayla ilgili idari soruşturma başlattığını açıkladı.

ilknur_karaaslan-2 Avrupa Birliği Eğitim ve Gençlik Programları kapsamında, Ulusal Ajans tarafından kabul edilen 'Çevremiz ve Kültürümüz' adlı proje için öğrenciler arasında 'dosya kapağı resim yarışması' düzenlendi. 8'inci sınıf öğrencilerinin katıldığı ve İtalya seyahati ödüllü yarışmayı, 'çift başlı kartal üzerine, projeye katılan ülkelerin bayraklarının tasvir edildiği resimle' İlknur Karaaslan kazandı. Ödül olarak Karaaslan'la birlikte yarışmaya katılan ve başarılı olan 10 öğrenci, başlarında bir öğretmenle İtalya'ya davet edildi. Ancak iddiaya göre başarılı öğrencilerin yerine, bazı öğretmenler kendi çocuklarıyla birlikte İtalya'ya gitti. Milli Eğitim Müdürlüğü'ne dilekçeyle başvuran İlknur Karaaslan, "Öğretmenlerimiz beni ve diğer arkadaşlarımı İtalya'ya götürmedi. Çocuklarıyla birlikte kendileri gitti. Öğretmenlerimiz hakkımızı yedi" dedi. 1 hafta süren gezi dönüşü öğretmenlerin kendisine hediye olarak kurşun kalem getirdiklerini söyleyen İlknur Karaaslan, sorumluların cezalandırılmasını istedi.

'HAKKIMIZI YEDİLER'

Yaşanan olayların ardından büyük bir hayal kırıklığına uğradığını belirten İlknur Karaaslan şunları söyledi:

ilknur_karaaslan-4 "Hazırlanan proje kapsamında dosya kapağı resmi yarışması düzenlediler. 34 kişilik sınıfta yarışmaya katılanlar İçerisinden sadece benim resmin birinci seçildi. Birinci olanın da, proje kapsamında hediye olarak İtalya'ya götürüleceği söylendi. Benimle birlikte 10 öğrenci daha gidecekti. Ben resim yarışmasında birinci olduğum için, diğerleri de başarılı oldukları için gidecekti. Ama İtalya'ya giderken bin 500 TL para talebinde bulunuldu ve sadece parayı verebilenlerin gideceğini söylediler. Ben aileme durumu anlattım. 'Ne olursa olsun parayı karşılarız' dediler. Ben gerekirse parayı bulurdum. Ama götürmek istemediler. Diğer arkadaşlarım da gidemedi. Öğretmenlerim de, çocuklarıyla gitmeyi tercih etti. O yüzden biz de bir şey diyemedik. Yarışmayı kazandığım zaman, 'oraları ben de görüp gezerim' diye düşünmüştüm. Ama, hakkımızı yediklerinde hepimiz çok üzüldük. Sadece ben değil, diğer öğrenciler de üzüldü. Ama onlar sadece 'okulumuzu bitirelim yeter' diye düşündüler ve şikayet dilekçesi yazmadılar. İtalya'dan gelirken bana bir tane kurşun kalem getirdiler."

SORUŞTURMA BAŞLATILDI

Kabul edilen projelerle ilgili yol ve konaklama gibi masrafların Ulusal Ajans tarafından karşılandığını belirten Konya Milli Eğitim Müdürü Halil Şahin iddiayla ilgili şunları söyledi:

"Öğrenciden para istenmesine gerek yok. Masrafları Ulusal Ajans karşılıyor. Bize proje uygulaması sırasında herhangi bir olumsuzluk ulaşırsa inceleme yaptırırız. Ahmet Haşhaş İlköğretim Okulu ile ilgili de bize şikayetler oldu ve incemele başlattık. Şu anda idari soruşturma devam ediyor. Henüz sonuçlanmadı. Bu projenin uygulamasında herhangi bir hukuksuzluk ve kuralsızlık söz konusu olursa, sonuçları neyse, görevliler sonucuna katlanacak."

MÜDÜRÜN ÇOCUĞU DA KATILMIŞ

Okul Müdürü Şükrü Altay da soruşturmanın sürdüğünü belirterek, konuşmak istemediğini söyledi. Öğrencilerden herhangi bir para talebinde bulunulmadığını iddia eden Altay, İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne gerekli bilgileri verdiğini söyledi. İtalya gezisine kendi çocuğunun da katıldığını söyledi. İtalya gezisine katılan öğretmen ve öğrenciler şunlar:

'Ahmet Haşhaş İlköğretim Okulu Müdürü Şükrü Altay ve kızı 8'inci sınıf öğrencisi Ezgi Altay, Müdür Yardımcısı Aydın Meral ve 5'inci sınıf öğrencisi oğlu Furkan Meral, okulun İngilizce öğretmeni Canan Taş, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Hasan Hüseyin Çibuk, bir başka okulda babası sınıf öğretmeni olan 8'inci sınıf öğrencisi Alaaddin Ateş"

GEZİ, OKULUN İNTERNET SİTESİNDE

Br hafta süren İtalya gezisi okulun resmi internet sitesinde de yayınlandı. İnternet sitesinde 2 okul yöneticisi ve öğretmenlerin isimleri geçerken öğretmen çocuklarının isimleri yayınlanmadı. İtalya'da çekilen fotoğraflarla verilen geziyle ilgili olarak internet sitesinde şunlar yazıldı:

"25.11.2008- 02.12.2008 tarihleri arasında proje koordinatör ortağımız olan İtalya/Taranto'daki Scuola Secondaria L. Pirandello okuluna ilk ziyaretimizi okul müdürü Şükrü ALTAY, Aydın MERAL, Hasan Hüseyin ÇİBUK ve Canan TAŞ ile gerçekleştirdik. Toplantımız gayet güzel ve verimli geçti. Bizleri sıcak bir ilgi ile karşıladılar. Çalışmalarımız süresince proje konumuz olan 'Kültürümüz ve Çevremiz' ile ilgili çok sayıda gezi ve inceleme programları düzenlediler. Okul ve eğitim- öğretimleri hakkında az da olsa bilgilenme fırsatı bulduk. Ülkemizi ve okulumuzu güzel bir şekilde tanıtma imkanı bulduğumuza inanıyoruz. Bu toplantıda iki yıl sürecek proje ilgili planlamalar yaptık. İyi bir izlenimle bu ülkeden ayrıldık."

http://www.cumahashas.k12.tr/cms/index.php?option=com_frontpage&Itemid=96

Okul iletişim bilgileri:

Şeyh Şamil Mahallesi Semt pazarı Bitişiği
Selçuklu
KONYA
TÜRKİYE
42070

E-posta:     cumahashas@gmail.com
Telefon:     0 332 248 24 35
Fax:     0 332 248 16 19

 

30 Nisan 2009

Pazartesi, Nisan 13, 2009

Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir








Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir.

Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, “Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır” demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.

ataturk_1 Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, “Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir” diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek, “demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek”

Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, “ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.”

İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği!

"Muhterem milletime şunu tavsiye ederim ki, sinesinde yetişerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki öz cevheri, çok iyi incelemek dikkatinden, bir an vazgeçmesin!"

“Vatandaşlar! Vatanınızda herhangi bir şahsı, istediğinizi sevebilirsiniz; kardeşiniz gibi, arkadaşınız gibi, babanız gibi, evlâdınız gibi, sevgiliniz gibi sevebilirsiniz. Fakat bu sevgi sizi, millî mevcudiyetinizi bütün sevgilerinize rağmen herhangi bir şahsa, herhangi bir sevdiğinize vermeye sebep olmamalıdır. Bunun aksine hareket kadar büyük hata olamaz.”

Mustafa Kemâl ATATÜRK-1925

ataturk_imza-1 

BASIN AÇIKLAMASI

20.yılındaki Atatürkçü Düşünce Derneği dün olduğu gibi bugünde saldırıların hedefindedir.

Kurucu Genel Başkanı, kurucu üyeleri, görev başındaki genel başkan yardımcıları gizli örgütler tarafından katledilen derneğimizin bugünkü genel başkanı, genel başkan vekili ve genel yönetim kurulu üyeleri artık hukuk adına hukuksuzluk kullanılarak yıldırılmak istenmektedir. Yirmi yıldır tek değişen, saldırının yöntemi olmuştur.

Bugün kamuoyunda Ergenekon diye adlandırılan soruşturmanın yeni bir aşaması ile karşı karşıya gelmiş bulunuyoruz. Öyle görünüyor ki Atatürk düşmanları, Atatürkçülüğün kökünü kazıyana dek bu işi sürdürmek niyetindeler. Atatürk'ün kurduğu bu Cumhuriyette bugün Atatürkçü olmak tehlikeli bir hale dönüşmüştür. Atatürkçüyseniz sabahın olmadık saatinde evinize bir kalabalık geliyor. Eviniz saatlerce hallaç pamuğu gibi didik didik ediliyor. Ondan sonra yaşınıza, mevkiinize aldırmadan oradan oraya koşturuluyorsunuz. Bazen bir gün, bazen iki gün sandalye üzerinde bekletilerek sorgulanıyorsunuz. Bu sırada Atatürk düşmanı gazeteler sizin "suçlarınızı" manşetten duyuruyor, kimi köşe yazarları " oh olsun" havasında yazılar yazıyorlar. Televizyonlarda boy gösteriyorsunuz, sonra sizi tutukluyorlar. Ve cezaevinde aylarca, yıllarca unutuluyorsunuz. İddianame çıkacak da, suçum nedir, anlayacağım diye bekliyorsunuz. Binlerce sayfalık iddianameler içinden çıkılmaz bir kabus olarak karşınıza dikiliyor. Ömrünüzden giden ve gidecek zamanları düşünerek cezaevinde " adaletin tecellisini" bekliyorsunuz.

Değerli basın çalışanları !

Sözü uzatmak istemiyoruz. Yaptığımız kimi saptamaları size sunuyoruz.

1- Türkiye'nin en saygın, en Atatürkçü, en demokrat yasalara en saygılı insanları inanılması olanaksız suçlamalarla götürülmekte, özgürlüklerinden yoksun bırakılmaktadırlar. Bu ulus, bu halk, Atatürk sayesinde yok edilmekten kurtuldu. Devletimizi Atatürk kurdu. Atatürkçüleri hedef alan bu hareket Türkiye'yi nereye götürmek istemektedir? Bu soruyu yüksek sesle soruyoruz. Şunu belirtmekte yarar görüyoruz. Böyle giderse bu süreçten olan bitenleri alkışlayan İkinci Cumhuriyetçilerimiz de büyük olasılıkla yakalarını kurtaramayacaklardır.

2- Bu gidiş AB'nin de, ABD'nin de onayını almaktadır. Kapatma davasına ve başka davalara serbestçe müdahale eden bu dış güçler bu konuda hiç ses çıkartmıyorlar. ABD'de ki iktidar değişikliğine umut bağlayanlar varsa onlarda bu son gelişmelerle herhalde uyanmış olacaklardır.

3- Ne yazık ki Atatürk'ün kurduğu adalet cihazımız bugüne değin bu yasa dışı gidişi durduramamaktadır.

Değerli arkadaşlar!

Karanlık günler yaşıyoruz ve yönümüz ortaçağ karanlıklarına doğrudur. Bu zor günlerde unutmayalım ki Türkiye'nin tek kurtuluşu Atatürkçülüktedir.

Cumhuriyetten yana olan tüm siyasi partileri, sendikaları, demokratik kitle örgütlerini, Cumhuriyeti savunan tüm yurttaşlarımızı birlikte hareket etmeye çağırıyoruz.

ADD GENEL MERKEZİ

13 Nisan 2009