atam izindeyiz

Çarşamba, Kasım 12, 2008

Mustafa'dan Can'a...!

Dostlar bugün yine e-postama gelen nefis bir yazıyı sahibinden izin alarak sizlerle paylaşmaya karar verdim. Ben şahsen çok beğendim. Sizlerinde beğeneceğinizi umarım. Başkada bir yorum yapmaya gerek görmüyorum. Okuyup siz takdir edin artık...

 

Utandım çocuk,

 ataturk_1

Beni anlatan bir film yapmışsın çocuk. Kızgınım, utanç içindeyim. Sana değildir kızgınlığım. Filmdeki Mustafa’dan da utanmış değilim. Başaramamışım. Bundandır utancım. Komutam altında bu vatan için kanını akıtan mehmetlerden utandım. Özgürlük demiştim çocuk, benim karakterimdir. İlim demiştim çocuk, tek yol göstericidir. Karanlıktan korkardı demişsin benim için. Korkardım evet. Bu ulusu boğmak üzere olan karanlıktan korktum. Ama insaf be çocuk, korkup da kaçmadım ya. Söküp atmadım mı o karanlığı bu ülkenin üzerinden? Diktatör demişsin bir de. Hiç okumadın mı çocuk? Nerede benim nesilleri emanet ettiğim öğretmenler? Anlatmadılar mı sana? Başkomutan olarak cepheden cepheye koşarken, ülkede hala padişahlık rejimi varken ve bütün kararları tek başıma verebilecekken neden bir meclis kurdum ben çocuk? Böyle diktatör olur mu? Ah be çocuğum. Neden, nasıl düşman ettiler seni bana? Baktım aşktan, sevgiden, aileden bahseden güzel şeyler yazmışsın bugüne kadar. Belli iyi bir insansın. Çalışkansın, zekisin. Hacıları, hocaları anlarım da çocuk, seni anlayamıyorum. Onlar hiç sevmedi beni. Yüzyıllardır süren iktidarlarını aldım ellerinden. Kara cüppeleri ile çöktükleri milletin ümüğünden çekip aldım hepsini. Sevmeyecekler beni elbette çocuk. Peki sen çocuk, sen neden kol kola girdin bu kara kalplilerle?

Dedim ya çocuk sana değil kızgınlığım. Başaramamışım. Anlatamamışım demek ki özgürlüğün kıymetini, bağımsız bir ulusun, onurlu bir bireyi olmanın ne büyük bir nimet olduğunu bunca konuşmamda. Yazık olmuş be çocuk. Onca vatan evladının kanına, onca ananın göz yaşına. Veremem ki şimdi hesabı çocuk, ne o gencecik bedenlere, ne gözü yaşlı annelere. Bu muydu uğruna bizi ölüme gönderdiğin vatan derlerse, bu nesiller miydi ölü evlatlarımızın kanıyla kurduğun ülkeyi emanet ettiğin diye sorarlarsa ne derim ben onlara be çocuk?

Olmadı be çocuk olmadı.

Taner Yenidogan

6 Kasım 2008

Perşembe, Kasım 06, 2008

ATATÜRK'E VERİLEN SÖZ

 

Dostlar, dedim ya adetler değişti. Internet icat oldu mertlik bozuldu desek yeridir hani. Eskiden eşimle bol bol telefonla konuşurduk. Ne bileyim eşimi bilemem ama ben onun sesini duyduğum için çok mutlu olurdum ki hala aynı duyguları taşıyorum. Ama birkaç senedir bir de mailleşiyoruz. O bana muntazam olarak e-postasına gelen kendince önemli veya güzel , ilginç olanlarını bana da gönderiyor. Bugün yine onun gönderdiği mailleri tek tek okuyordum. Özellikle bir tanesinde yazan yaşanmış hikayeyi sizlerle paylaşmadan edemeyeceğim. Bu gerçek yaşanmış hikayeyi kaleme alan kişiyi bilmiyorum. Şahsen benim çok hoşuma gitti. Atatürk e olan sevgi ve sadakatin gerçek bir örneği. Bu hikayeyi özellikle birilerinin okuyup ta biraz ders almasını çok isterim. Bu tür insanlar henüz tükenmedi. Daha çok var ve daha da çoğalacak. Bu tabii ki benim sadece bir dileğim.

YAŞANMIŞ BİR HİKAYE....


Yaşlı kadın yatağından kalktı. Sabah ezanının insan ruhuna huzur veren sesi oda içinde yankılanıyordu. 88 yaşından beklenmeyecek bir çeviklikle pencereye doğru yöneldi. Pencereyi açması ile birlikte odaya ezan sesi ile birlikte baharın güzel kokusu ve kuş cıvıltıları doluştu. Penceresinden gözüken Kurtuluş Parkına bakarak yaşlı ciğerlerine sabahın ılık esintisi ile doldurdu.  Abdestini aldı, sabah namazını kıldı. Mutfağa yöneldi. Çayla birlikte bir iki lokma bir şeyler atıştırdı. Oturma odasına yöneldi. Eski bir fiskos masasının yanındaki koltuğuna ilişti. Masanın üstü çerçeveler ile doluydu. Bir tanesine uzandı, camının üzerinde titreyen parmaklarını dolaştırdı. Çerçevenin içindeki fotoğrafta İstiklal madalyalı kara yağız bir adamla, makyajsız olmasına rağmen güzelliği göz alan bir kadın birbirlerine bakarak gülümsüyorlardı. Yaşlı kadın

'Günaydın Anne, Günaydın Baba'

dedi. Usulca yerine koyduğu çerçeveye bir bakış daha attıktan sonra başka bir çerçeveyi eline aldı. Bu siyah beyaz fotoğrafta da subay üniformalı bir adamla bir gelin yan yana duruyorlardı.  Yaşlı kadın çerçeveyi titreyen dudaklarla öptü.

'Günaydın Kocacığım'

dedi. Kadın bu çerçeveyi de bıraktıktan sonra üçüncü ve son çerçeveye uzandı. Artık gözlerinden yaş damlıyordu. Fotoğraftaki biri erkek diğeri kız çocuklara bakıp

'Günaydın Evlatlarım'

dedi. Tüm çerçevelere kısaca göz atıp

'Sizleri, hepinizi çok özledim'

dedi.
Gözlerinde biriken yaşları sildi. Artık ağlamak için bile yaşlı hissediyordu kendini. Ağır ağır  doğrulduğu koltuğundan eski telefonuna doğru yöneldi. Ağır ağır numaraları çevirdi. Karşısına çıkan adama

'Bir taksi istiyorum'

dedi ve adresi verdi. Kapısını kilitleyip, apartman merdivenlerine yöneldi. Yıllarca çekmediği zorluk kalmamıştı ama şimdi bu merdivenler hayatının en büyük engeli olmuştu. Ağır ve dikkatli bir biçimde iniyordu. Sabırsızlanan taksi şoförünün çaldığı korna sokağı inletiyordu.

'Patlama be adam'

dedi. Nihayet taksiye binebildi.

'Teyze hoş geldin'

dedi 25-30 yaşlarındaki şoför.

'Nereye gidiyoruz?'

Kadın kısa bir sessizliğin sonunda

'Tüm bir gün beni taşırmısın?'

diye sordu.

'Sana 500 lira veririm.' 

Adam küçümser bir gülümseme ile,

'Mal sahibi benden her gün 500 lira istiyor teyze'

dedi. Kadın gülümsedi

'O zaman sana 650 lira vereceğim ne dersin?'
'Kurtarmaz ama senin güzel hatırını kırmayayım. İlk önce nereye gideceğiz?'
'Anıtkabir'e'
'Anıtkabir'e mi?
'Evet'
'Tamam teyzeciğim'
'Yaş kaç teyzeciğim?'
'Seksen sekiz'
'Maşallah Allah uzun ömür versin teyzeciğim'
'Allah sağlıklı mutlu ömür versin oğlum'
'Haklısın teyzecim'

Taksi Anıtkabir'in kapısına gelmişti. Şoför

'Teyzeciğim geldik'

dedi. Dalgın görünen kadın

'Evladım burada yardımına ihtiyacım var'

dedi.

'Benimle gel'

Adam şaşırmıştı..

'Tabii teyze'

dedi. Kuşkulu gözlerle

'Bizi buraya alırlar mı?'

diye sordu. O ana kadar dalgın ve yorgun görünen kadın, bir anda irkildi. Gözlerinden ateş fışkırarak

'Ne demek almamak? Sen daha önce hiç gelmedin mi buraya?'

dedi.

'Hayır'
'Kaç yıldır Ankara'da yaşıyorsun?'
'Ben Ankaralıyım teyze. Doğma büyüme'
'Ee o zaman'
'Ne bileyim bir kez okulla gelmiştik bayramda. Bayram olmayınca burası kapalı sanıyordum ben'

Kadın sinirli bir şekilde kafa salladı. Şoför utanmıştı. Mozoleye çıkan  mermer merdivenlere kadar konuşmadılar. Merdivenlere geldiklerinde Şoför kuşkulu bir şekilde

'Nasıl çıkacaksın Teyze?'

diye sordu.

'Her ay nasıl çıkıyorsam öyle'
'Her ay geliyormusun? '
'Evet'

Uzun bir uğraşla merdivenleri çıktılar. Mozoleye doğru ağır ağır ilerlediler. İçerisi çok serindi. Şoför büyük bir azimle yürümeye çalışan kadının koluna girmişti. Kadının nefes alışları sıklaşmıştı. Nihayet mozolenin önüne geldiler. Kadın şoförün kolundan ani bir hareketle kurtuldu. Çantasını açtı. Tek bir karanfil çıkardı. Mozoleye doğru ilerledi. Çiçeği mozoleye koydu.  Şoför şaşkınlıkla olayı seyrederken kadının ağzından şu sözlerin döküldüğünü fark etti.

'Hayatım boyunca sana verdiğim sözü tutmak için çalıştım'

Ağır ağır geriye çekilen kadın ellerini açıp Fatiha okumaya başladı. Şoför kısa bir şaşkınlığın ardından ona katıldı. Kadın bir anlık suskunluktan sonra

'Hadi gidelim'

dedi.Geldiklerinden çok daha ağır bir şekilde arabaya döndüler. Şoför kadının durumundan endişelenmeye başlamıştı.

'Yoruldun mu Teyze'

dedi.Kadın sustu. Bir süre suskunluktan sonra

'Evet hem de çok yoruldum'

diye cevapladı.

'Nereye gidiyoruz?'
'Bankaya'

Şoför  arabasındaki kadının herhangi biri olmadığını anlamıştı. Bu yaşlı kadının Atatürk'e verdiği söz ne olabilirdi? En sonunda dayanamadı.

'Teyzeciğim bir şey sorabilirmiyim? '
'Sor bakalım evladım'
'Anıtkabir'de Atatürk'e bir söz verdiğinizi söylemiştiniz. O söz nedir?'
'Uzun hikaye evladım'
'Olsun be teyze anlat ne olur'
'Ben lisedeyken bizim okulumuza gelmişti Atatürk. Beni de ona çiçek vermek için seçmişlerdi. Çiçeği verdiğimde bana ismimi sordu. Bende 'Adalet' dedim. Bunun üzerine 'Ne güzel ismin varmış' dedi. 'Okulu bitirince ne olacaksın' dedi bana. Hemşire dedim. Oda 'Güzel meslek ama bence sen Hakim ol ismine çok yakışır' dedi. Ben kadından hakim olmaz ki dedim. Kaşlarını çattı, 'Sen istedikten sonra olur. Senden söz istiyorum hakim olacaksın' dedi .'
'Sen ne dedin peki?'
'Mustafa Kemal emretmiş ne denir? Söz verdim.'
'Peki olabildin mi Adalet Teyze?'
'Evet ben Cumhuriyetin ilk kadın hakimlerindenim. '
'Vay be. Sende ne hikaye varmış Adalet Teyze'
'Herkesin bir hikayesi vardır evladım. Herkesin hikayesi de kendine göre değerlidir. Eğer insanların hikayelerini bilip anlayabilirsen insanlara daha anlayışlı davranabilirsin'
'Haklısın Adalet Teyze. Bu bankamı gelmek istediğin'
'Evet'
'Yardım edeyim mi? Bende geleyim mi?'
'Hayır. Sen burada bekle lütfen.Bu arada adın neydi evladım'
'Osman teyzeciğim'
'Tamam Osman. Beni 45 dakika kadar sonra buradan al olur mu?'
'Tamam teyzeciğim'

Adalet hanım bankadan içeri girdi. Osman öğlen saatinin geldiğini fark edip yemeğe gitti. Yemek boyunca Adalet hanımı düşündü. 'Kim bilir neler yaşamış, neler görmüştür' diye düşündü. Tam vaktinde bankanın önündeydi. Adalet hanım 15 dakikalık gecikme ile geldi.

'Hoş geldin Hakim Teyze'
'Çok uzun zamandır bana Hakim denmemişti.'
'Hoşuna gitmediyse söylemeyeyim? '
'Yok aksine hoşuma gitti. Sağol'
'Nereye gidiyoruz?'
'Seyranbağlarına'
'Hakim Teyze çok yer gezmişsindir sen'
'Tüm Anadolu'yu karış karış gezdik rahmetli kocamla'
'Ne iş  yapardı amca?'
'Subaydı.'
'Ne zaman vefat etti?'
'1952′de'
'Çok olmuş.Gençmiş'
'Kore savaşında şehit oldu.'
'Allah rahmet eylesin Hakim teyze'
'Sağol'
'Seyranbağları'na geldik nereye gideceğiz?'
'Sağa sap. İkinci binanın önünde dur.'
'Tamam.Buyur Hakim Teyze.Geleyim mi ben'
'Yok bekle burada'

Osman beklemeye başladı. Bir ara merak etti. Binanın uzaktan görünen levhasına baktı. 'Seyranbağları Kız Yetiştirme Yurdu' yazısını okudu. Anlam veremedi. 'Bu kadın burada ne yapar ki?' diye düşündü.  Yarım saat sonra Adalet hanım göründü. Yanında orta yaşlı kibar bir hanım vardı. Adalet hanımı arabaya ağır ağır bindirdi Kadın

'Adalet Hanım size ne kadar teşekkür etsek azdır. Her zaman yanımızdasınız. Kızlarda sizi çok seviyor. Ne olur arayı çok uzatmayın. Yine gelin'

dedi.Adalet hanım, buğulu gözlerle

'İnşallah. Kızlara selamımı söyleyin. Bende onları çok seviyorum. Onlara iyi bakın'

dedi. Araba hareket etti.


'Nereye Hakim Teyze?'
'Hemen iki sokak öteye'

Osman iki sokak ötede bu sefer başka bir binanın önüne park etti. Bu binada da 'Ankara Seyranbağları Huzurevi' yazıyordu.

'Bekle beni'
'Tabii Hakim Teyze'

Yine 1 saate yakın bir bekleyişin sonunda bu sefer etrafında bir çok yaşlı kadın ve adamla çıkageldi Adalet Hanım. Sarılıp öpüştükten sonra oradan ayrıldılar. Osman dikiz aynasından Adalet Hanım'ın gözlerinden akan yaşları fark etti.

'İyi misin Hakim Teyze'
'İyiyim Osman. Eski dostları görünce insan bir hoş oluyor'
'Nereye gidiyoruz?'
'Cebeci Asri Mezarlığına'
'Tamam'  
'Teyze nerelisin sen?'
'Aydın Sökeliyim. Babam orada pamuk ekerdi. Annem ev hanımıydı. Sonra Kurtuluş Savaşı oldu. Babam savaşa gitti. Söke işgal oldu. Biz dağlara kaçtık annemle. Saklandık dağ köylerinde. Savaş bitince Söke'ye döndük. Allah'a Şükür Babam'da sağ salim döndü savaştan.'
'Sonra ne oldu?'
'Liseye Aydın'a gönderdi babam. Orada Atatürk'le karşılaştım. Sözümü tutmak için İstanbul'a gittim. Hukuk fakültesine girdim. Orada rahmetli eşimle karşılaştım. O Harbiye'de okuyordu o zaman. Mezun olunca evlendik..'
'Çocuğunuz var mı?'
'Bir kızım bir oğlum vardı.'
'Neredeler şimdi?'
'Oğlum dışişlerinde çalışıyordu.'
'Ne güzel'
'1978′de Fransa'da  Ermeniler öldürdüler.'
'Üzüldüm Hakim Teyze. Başın sağ olsun. O da babası gibi şehit oldu yani'
'Evet. Şehit babanın şehit oğlu. Allah kimseye evlat acısı vermesin.'
'Amin. Ya kızın?'
'O eşi ve çocukları ile İzmit'te yaşıyordu. Öğretmendi. 1999′da depremde hepsi vefat ettiler.'
'Allah rahmet eylesin.Boş boğazlığımla üzdüm seni Hakim Teyze kusura bakma'
'Sanki sormasan aklımdan çıkıyorlar mı evladım.Sen üzülme sağol'
'Geldik Teyze'
'Tamam evladım. Al işte paran artık gidebilirsin. '
'Hakim teyze buradan nasıl döneceksin? Ben seni bekleyeyim eve bırakayım.'
'Yok beni alacaklar buradan'
'Hakim Teyze bu para fazla. Kusura bakma ben sana yalan söyledim. Taksinin sahibi benden 350 lira bekliyor. Affet beni. 350 'yi  ona veririm. Gerisi kalsın. Bende para istemem. Bugün senden aldığım hayat dersinin parasal karşılığı yok zaten.'
'Çocukların var mı?'
'İki tane ellerinden öperler.' Taksinin güneşliğinden çocuklarının resimlerini çıkarıp gösterdi.
'Adları nedir?'
'Kemal ve Ayşe'
'Oğlumun adı da Kemaldi.'

Sessizliğin ardından Osman'ın elindeki parayı ittirdi Adalet Hanım...

'Onlara bir şeyler al benim için. Onları okut. Ama yalansız, dolansız, çok çalışarak helal lokma ile büyüt ve okut. Atatürk'ün bana yaptığı gibi içlerindeki gücü fark etmelerini sağla. Bir de vatanını, milletini sevmelerini öğütle onlara.'

Osman Adalet Hanımın ellerine sarılıp öptü. Ona iyi evlatlar yetiştireceğine söz verdi. Adalet hanım mezarlığın kapısından ağır ağır içeri girerken; Osman yaşlı gözlerle onu izliyordu. Hayatının en büyük dersini kendisi küçücük, yüreği yaşadığı acılara rağmen kocaman ve güçlü bu yaşlı kadından almıştı. Osman arabasını mal sahibine götürmeye karar verdi. Bu gün daha fazla çalışamazdı.
Ertesi gün Ankara'da garip bir yağmur yağıyordu. Sanki gök delinmişti. Osman taksiyi mal sahibinden almış, durağa gelmişti. Çay ocağının yanında duran gazeteyi aldı. İlk sayfadaki haberlere göz gezdirdi. Siyaset doluydu gazete. Hiç anlamazdı. Sıkılıp adli olayların yer aldığı üçüncü sayfayı açtı. Taksiciler arkadaşları ile ilgili kötü haberleri genellikle oradan alırlardı. Göz gezdirirken bir haber dikkatini çekti

'Dün gece geç saatlerde Cebeci Asri mezarlığında  bulunan cesedin Cumhuriyet tarihinin ilk Kadın Hakimlerinden Adalet YILMAZ'a ait olduğu belirlendi. Adalet YILMAZ'ın bulunduğu yerdeki mezarların eşine ve oğluna ait olduğu belirlendi. YILMAZ vefat ettiği gün bankadaki tüm parasını çektiği, bu parayı ikiye bölerek Seyranbağları'ndaki bir kız yetiştirme yurdu ile bir huzurevine bağışladığı belirlendi. Polis, Adalet YILMAZ'ın mezarlığa ölmek için gittiğini düşünüyor.'

Osman bir anda sarsıldı.. Gözyaşlarına engel olamıyordu. Taksici arkadaşları hiçbir şey anlamadılar. Bir daha da hiç anlatmadı Osman bu yaşadıklarını. Herkesin tek bildiği Osman'ın bardaktan boşanırcasına yağan yağmur altında

'Gökler bile sana ağlıyor'

diyerek ağladığı…

Salı, Kasım 04, 2008

ANNE KİMDİR / NEDİR?

Dostlar, bu kadar kötü ve de olumsuz olayın yaşandığı şu günlerde e-posta kutuma her zamanki gibi bir sürü e-mail gelmişti. Ama aralarında öyle bir tanesi vardı ki çok hoşuma gitti. Baba olmama rağmen şimdi hayatta olmayan annem ve aynen bu yazıdaki gibi bir model olan eşim gözümün önüne gelince yüzümde bir gülümseme ve kalbimde bir sıcaklık hissettim. Yazarını bulursam gözlerinden öpeceğim. İşte belki her bakımdan zor geçirdiğimiz ve de hani tamda havaların soğumaya yüz tuttuğu bu günlerde okuduğunuz zaman eminim sizi de her bakımdan ısıtacaktır. Zira böylesine güzel duygulara çok ihtiyacımız var…..

ANNE KİMDİR / NEDİR?

Bir erkek


Evladın kaleminden çıkmış.

.

ANNE, dünyada karşılık beklemeden börek yapan tek insandır.
Karşılıksız sevginin ete kemiğe bürünmüş halidir! Ne kadar üzsen de 10
Dakika sonra seni affeden zarif bir memeli türüdür, yağlı bile olsa
tiksinmeden saçını okşayan, kucağına yatıran, öpüp koklayan tek
varlıktır, meleğin süt verebilenidir.
Yarasın diye muhallebinin içine ciğer katarak çocuğuna yediren
manyaklık derecesinde yaratıcıdır. Yemek yemeyen çocuğun dikkatini
çekmek için elindeki tencere ve Tavalarla maymunluk yapabilen kişidir,
kafayı çocuklarıyla bozmuş, göbek bağı kopsa da yürek bağı asla
kopmayan, sevgi dolu fedakar İnsan dişisidir, bulaşık, ütü, vb
yaparken bile otomatik olarak çene çalan, kendi kendine konuşan, kadın
dırdır denen mereti erkeklere daha küçükten belletendir . Yemek
uzmanı, düzen insani, bilgili, kültürlü her şeyi bilen şahsiyettir,
yavrularını yol tarafından değil, kaldırım tarafından yürütendir, Dizi
dizi incidir lakin gerektiğinde laf sokma dalında da birincidir,
sevgiliden ayrılma haberi verildiğinde, “amaaan ben sana daha güzelini
bulurum”
diyebilen komik bir karakterdir. “Oğlum aradım yoktun. Bende
mesaj atayım dedim sana. Gelince ara beni EMİ aslan evladım. Şapkasız
çıkma o karda.
Kara börülcem benim öptüm annen”
, şeklinde mesajlar atabilen,
teknolojiyi ısrarla reddeden, kabullenemeyen, kafasına göre Yorumlayan
bilişim düşmanıdır .. *** AMA ... AMA dünyanın en güzel kucağına
sahip, en güzel kokan, harikulade bir varlıktır, olmadık yerlerde “iyi
ki doğurmuşum Ulen seni!"
diyen ve benim hatırıma benimle Freddy
Mercury dinleyen bir sabır ağacıdır, evlatlarını asla ayırmayan, aynı
zamanda birbirinden koruyan güç abidesidir evde bir yere uzandığınız
an orada temizlik yapacağı tutan, temizlik konusunda kayışı
kopardığından temizlikçi gelecek diye evi temizleyen balans ayarı
kaçmış temizlik kaynağıdır, Mutfakta yasayan, evde Herkesi idare Eden
bir tür canlıdır. Sevginin güçlerini birleştirdiği sonsuz bakiredir !!
oğlunun damat - kızının gelin olduğunu görünce, çocuğu mezun
olunca, çocuğu gol atınca, çocuğu hasta olunca, çocuğu askere gidince,
asmalı kabağı seyredince, Dolar yükselince velhasıl buna benzer bir
sürü şeye ağlayabilen, bu mesajı okurken duygulanıp - gözleri
dolabilen, ağlamaya Meyilli bir yapısı olan duygu pınarıdır, son kiiii
üç dört; Uzakta dursa da yakın hissedilen, canı hep istenen, asla
vazgeçilmeyen, Dizinin dibinde olmak istenen, evlatların varlığını
varlığına armağan edebileceği, *** ıslak - kuru AMA heeeep duygulu***
en önemlisi; kıçı başı oynamayan Tek kadın modelidir...

Pazartesi, Kasım 03, 2008

"Mustafa" filmi ve diğerleri tekmili birden vizyonda.....!

Dostlar, aylardır içimden yazmak gelmiyor. Neden? Diye soranlarınız olacaktır. Evet dostlar, eskiden hep sabahları kalktığımda babamın çoktan kalkıp bakkala gidip ekmek, gazete, süt alıp eve döndüğünü, sobayı yakıp çayı demlediğini, kahvaltı sofrasını kurduktan sonra da sobanın yanında gazetesini okurken ve çayını yudumlarken bulurdum. Şimdilerde ise adet değişti. Daha sonraki yıllarda ben evlenip barklanıp çoluk çocuk sahibi olduktan sonra bu görevi üstlendim. Ama ne oldu ne zaman oldu hatırlamıyorum ama şimdi ben şu anki emekli olduktan sonraki günlerimde sabahları çok erken kalkıyorum. Genelde o saatlerde dükkanlar kapalı ev ahalisi ise uykuda oluyor. Gazete almayı yıllar önce bıraktım. Şimdilerde sabah kalktığımda kahve makinesine filtre kahveyi koyuyorum. Kahve olana kadar sigaram bitmişse o günkü sigaralarımı sarıyorum. Diz üstü bilgisayarımı mutfaktaki masanın üstüne koyuyorum. Kahvemi alıp sigaramı da yakıyorum başlıyorum netteki gazete haberlerini okumaya. TV ancak ev halkı kalktıktan sonra açılıyor. Ben zaten ne zamandır TV izlemiyorum. TV de ancak güzel bir film veya tartışma programı varsa izliyorum. Zaten hoş doğru dürüst ulusal yayın yapan kanal kalmadığı içinde epeydir TV izlemiyorum.

Aylar evvel yine bir gün her zamanki gibi bir sabah kalktım. Her zaman yaptıklarımı yaptım. Nette gazete haberlerini okurken gözlerime inanamadım. Okuduğum haberi bir daha okudum. Resmen şok olmuştum. Gerçi ne zamandır şehit haberleri nedeniyle gazete haberlerini de gönülsüzce okuyordum. Haberde ERGENEKON diye abuk sabuk bir örgüt yapılanması gerekçesiyle bir sürü yazarı, çizeri, emekli subayları sabahın kör ezanında evlerini basarak emniyete götürdükleri yazıyordu. Polisin soruşturma adı altında gözaltına aldığı isimleri okuduğumda resmen şok oldum. İktidardaki partinin pertavsızca sergilediği eylemlere baktığımda genelde şaşırmıyordum ama bu sefer resmen şok oldum. İçimden geçirdim hangi cesaretle bunları yapıyorlar diye kendi kendime sordum. Arkasından daha kendime gelemeden başka gözaltılar da oldu. Ve hala bu gözaltılar devam ediyor. Sanki bir film izler gibi aylardır olanı biteni izliyorum. Filmin tümüne baktığımda sanki iktidara Amerikanın CIA örgütü tarafından hazırlanıp verilmiş bir senaryo uygulamaya konmuş ve bu senaryo gereği iktidara muhalefet yapan anti amerikancı kesimin önde gelen isimleri ve yine TSK da önemli görevler yapmış emekli subaylar gözaltına alınıyor. CIA tarafından finanse edildiğinden adım gibi emin olduğum bazı medya grupları, tabi en başta iktidar yanlısı medya grupları hep bir ağızdan bir koro tutturmuşlar gidiyor. Hatta bir medya gurubu var ki bir gün gazete ve TV kanallarında iktidara övgüler düzüyor bir de bakıyorsun ertesi gün iktidarla kavga ediyor. Sonra öğreniyoruz ki bu medya gurubu ile iktidar arasında ki alışveriş bozulmuş. Yani bütün mesele çıkar çatışması. Yani anlayacağınız bu memlekette doğru haber alacağınız ne bir gazete kalmış ne de bir TV kanalı. Hayretle ve dehşetle izliyorum. Her gün bu yandaş ve yalaka medya güruhu belli ki bu senaryonun baş aktörlerinden olan savcı tarafından kendilerine servis edilen soruşturma tutanaklarını yayınlıyorlar. Bir bakıyoruz ki savcının da maşallah dosyası da epeyce kabarık neredeyse yemediği halt kalmamış. Artık hayret de etmiyorum nedense devlet kurumlarında önemli görevlerde bulunan şahıslar bu savcı gibi hep imam hatip çıkışlı. Biizde yaygara koparıyoruz laiklik elden gidiyor diye. Korktuğumuz başımıza geldi. Kabahat onlarda değil. Bu yıllar önce uygulamaya konmuş bir senaryonun günümüzde gelmiş olduğu bölüm. Senaryonun devamını tahmin etmek hiç de zor değil.

Bir gün bir bakıyoruz meclis çatısı altında olan bir parti kalkıyor mecliste başta Kürtçe, Türkçe ve başka birkaç dilde hazırlanmış bir bildiri dağıtıyor. Bildirinin içeriğini öğrendiğimde dehşete kapıldım. Türkiye’nin 25 federal özerk bölgeye ayrılmasını istiyorlarmış. Yarın bir gün de bölücü başı olan İmralı da ki zatı da serbest bırakın diyecekler. Öte taraftan Barzani denen eşkıya bozuntusu Amerika tarafından Yeni kürt devletinin başkanı olarak Beyaz sarayda ağırlanıyor. Amerikan senatosunda Türkiye nin geleceği ile ilgili plan bir harita ile senato üyelerine yine bir CIA Ortadoğu uzmanı tarafından anlatılıyor. Bizimkiler ne yapıyor? baş müttefikimiz olan Amerikanın bu davranışını seyretmekle yetiniyorlar. Hiç şaşırmıyorlar. Hiç tepki göstermiyorlar. Ne hükümetten, ne dış işlerinden nede sayın başbakandan bu konuda tek tık yok. Çünkü bu sessizliğin nedeni belli. PKK yanlıları sokaklara dökülmüş her gün ayaklanma provaları yapıyorlar. Başbakan da güneydoğuda dolaşıyor. Her gittiği yerde ayaklanma provaları yapılıyor. Artık PKK nın partisi olduğunu saklamayan DTP milletvekilleri başbakanı resmen tehdit ediyorlar. Sakın güneydoğuya gelme sonu fena olur diye. Şimdi neler oluyor diye bizler koyun gibi bakıyoruz. Ama biz bilmiyoruz ki onlar senaryoyu sonuna kadar biliyorlar bilmeyen ise bizleriz. Koyun Cumhuriyeti vatandaşlarıyız ya.

Bir şeye hayret ediyorum! ATATÜRK dönemi 15 sene, 10 senede İNÖNÜ dönemi yönetimi ettimi 25 sene peki geriye kalan 60 senedir ise sağ partiler iktidarda. Heyhat memleketin hali ve bizlerin pür melali ortada. ATATÜRK ün 15 senede yaptıkları ise yok ortada. Birde parasını kimin karşıladığı ve kimler tarafından yaptırıldığı bilinmeyen MUSTAFA filmi var sadece ortada. Yani 60 sene sonunda yapabildikleri ancak bir tek şey var oda MUSTAFA.

Yani anlayacağınız işte bu yüzden yazmak gelmiyor içimden. Ben bu günlerde işte bu AMERİKA yapımı filmleri izliyorum sadece…

Bizler ne yapıyoruz uyuyoruz milletçe… iyi uykular…

'Dost' Amerika'nın Gelecekteki Türkiye Projesi

ABD Kongresi, Türkiye’nin doğusunu hayali Kürdistan sınırları içerisinde gösterdiharita-1

Türkiye’nin doğusunun da ‘hayali devlete’ katıldığı haritada sözde Kürdistan bölgesi, İran, Irak, Suriye, Ermenistan ve Azerbaycan toprakları üzerinde gösteriliyor.

Raporda, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin bağımsızlık isteyebileceği bilgisine yer verilirken, Türkiye, İran ve Suriye ile Irak’taki Şii ve Sünni grupların bu girişime karşı çıktığı belirtiliyor. Raporda, PKK’nin “terörist bir örgüt” olduğu vurgulanmasına karşın, bölücü örgüt mensuplarından “gerilla” diye söz edilmesi de dikkat çekiyor.
TÜRKİYE, AZERBAYCAN VE ERMENİSTAN TOPRAKLARI DA HARİTADA
ABD Kongresi’ne bağlı çalışan, “Kongre Araştırmalar Merkezi” uzmanı Kenneth Katzman tarafından hazırlanarak 25 Eylül tarihinde Kongre’ye sunulan ve halen Kongre’nin internet sitesinde yer alan 6 sayfalık “RL34642” seri numaralı “Saddam Sonrası Kürtler” adlı raporda yeni bir harita skandalı yer aldı. Raporun son sayfasında yer alan haritada, Kürdistan bölgesi Türkiye’nin Güney ve Doğu Anadolu bölgeleri, İran’ın batısı, Suriye’nin Kuzeydoğusu ile Ermenistan ve Azerbaycan’ın bir kısmını kapsayacak şekilde gösteriliyor.
Haritanın kaynağı olarak, yine raporu hazırlayan Kongre Araştırmalar Merkezi gösterilirken, açıklama kısmında, “Kırmızı alanlar Kürt bölgesini göstermektedir” notuna yer alıyor. Raporda, bunun yanı sıra Kürdistan Bölgesel Yönetimi, Iraklı Türkmenler, Türkiye ve PKK ile ilgili olarak dikkat çeken saptamalara de yer veriliyor.
Bu saptamalar şöyle:
• Saddam dönemi, Iraklı Kürt liderlerin ABD’li liderler ile yakın ilişki içerisine girmesine zemin hazırladı.
• Irak anayasası ülkenin kuzeyinde Kürtlerin bölgesel ancak de facto bir devletinin oluşmasına olanak sağladı. Kürt liderler bir bağımsızlık peşinde olmadıklarını söylese de, alttan gelen genç Kürtler bir bağımsızlık peşinde olabilir.
• Kürtler, Kerkük, Diyala ile Musul eyaletinin bir kısmının tarihsel olarak Kürt şehirleri olduğunu ve Kürdistan bölgesel yönetimine entegre edilmesi gerektiğini savunmaktadır. Bu konuda, Iraklı Arap ve Türkmen azınlığı ikna etmeye çalışmaktadırlar.
• Kerkük konusu, Türkiye tarafından da yakından takip edilmektedir. Türkiye Kerkük konusunu tarihsel bağlar doğrultusunda değerlendirirken, Irak petrolünün yüzde 10’unun üzerinde bulunan Kerkük’ün, bölgesel yönetime entegrasyonunun, Kürtlere bağımsızlık kazandırabileceğinden korkmaktadır.
• Türkiye Irak’ın kuzeyini PKK için serbest bölge olarak görmektedir. Bunun için de Türkiye ile uzun bir sınırı olan bölgesel yönetimin suçlu olduğunu ileri sürmektedir. Bu nedenle 2007 yılında Barzani’nin “Türkiye Kürdistan Bölgesel Hükümeti şehirlerine karışırsa, biz de Türkiye’deki Kürt şehirlerine karışırız” açıklamasının ardından sınıra yaklaşık 100 bin asker kaydırılmıştır. Hemen ardından, Eylül-Ekim 2007 tarihlerinde 40 Türk askeri “PKK’li gerillalar” tarafından öldürülmüştür.

Haber Kaynağı : YENİÇAĞ GAZETESİ